30 Aralık 2009 Çarşamba

2010 Kırmızı Don


Yarın akşam bir seneyi daha çöpe atıp yenisini karşılayacağız. Geri saymanın ,yılbaşı ağacının, yeni takvimlerin, kırmızı donların ve hediye paketlerinin zamanı yaşanıyor, cuma sabahına geçecek hepsi. Geçmeden tadını çıkarmak lazım, biraz romantik bir yaklaşım olsa da, iyi değerlendip şükretmek , hayal kurmak ve umut etmek lazım. Yarın akşamın bir başlangıç fırsatı verdiğini gözden kaçırmamak lazım.

2010' dan çılgın şeyler bekliyorum ve uzuuun bir yapılacaklar listem var. Yaptıkça "tik" atacağım. Saçma olsa bile 2010'dan beklediğim her şeyi yazdım, herkese de tavsiye ediyorum, Biraz da biz sipariş verelim kadere di mi ama?

Yılbaşı akşamını nasıl geçireceğim konusunda ise çok heyecanlıyım. Uzun zamandır ( 10 ay kadar) alkol sürmedim ağzıma, yarın akşam bir kadeh şarap içeceğim.

Bir de doğum için ala ala 1 Ocak tarihini almış en samimi arkadaşım durumu var. Yani 2010'un ilk sabahı özgünceğizimin başucunda doğumunu bekleyeceğim.

Öyle ya da böyle, ne demiş bir büyük türk düşünürü; " Gidene bay bay, gelene hay hay."

Hoşgeldin 2010 ! Eli boş gelme 2010!

28 Aralık 2009 Pazartesi

Güven Meselesi : Bakıcı


Hayatınızda kaç kere banka kartınızı şifresiyle beraber akrabanız olmayan birine verdiniz? Kaç kişiye evinizin anahtarını verip tatile çıktınız? Sevgilinizi gözü kapalı emanet edebileceğiniz kaç karşı cins tanıyorsunuz?

Çok değer verdiğiniz bir şeyleri gözü kapalı başkasına emanet etmek çok zor değil mi? Ben bu yukarıda yazdıklarımı solda sıfır bırakacak bir güven testine girdim çok yakın zamanda. Ve anladım ki "güven" derin bir mesele

Bebek geldiğinden ve beyaz saçlı aile üyeleri evimiz topraklarını terk etttiğinden beri, yani 40'ım çıktığından beri, evimizi minik efendi'nin ( bebeğin) hüküm sürdüğü bir krallık olarak düşüne bilirsiniz. Ben bu süreçte onun sadık hizmetkarı olarak hizmette kusur etmemeye ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Günler bu şekilde geçerken bir yardımcı olsa evimizde diye düşündük, pazar günü , tanıdığımız birinin aracılığıyla bir hanımla görüştük. Konuşması, ailesi çok düzgün görünen kadıncağız kendini anlatırken ben kafamda psikopat gibi izlediğim bilumu csi lardan senaryolar döndürüyordum. Kadın aklımdan geçenleri bilse şaşkına dönerdi sanırım. Ya şöyle, ya böyle diye içim içimi yerken, kadıncağız daha önce çalıştığı yerleri, çocukları ne kadar sevdiğini filan anlatıyordu. İçimi büyük bir sıkıntı kapladı. Teşekkür edip haberdar edecğiz sizi diyerek kadını yolladık.

Kapı kapanınca kocamla birbirimize baktık. Suratımı okudu, mutlu olacağını sanmıştım dedi.

Bilumum bahaneler uydurudm, kadınla, kendimle, bebekle ilgili, bu işin olmayacağına ikna ettim kendimi. Bahanelerimin hepsi yalandı, başka birine canımı bırakmak , nasıl olacakta olacaktı ?

Sonuç; şimdilik rafa kaldırıyorum bu yardımcı/ bakıcı işini. Sanırım önce kafamda çözmem gerekiyor.

Bunu okuyanlar arasında çocuğunu , evini bir yardımcıyla paylaşan varsa bana yazar mı lütfen? Nasıl oluyor da oluyor, güven yoktan nasıl var oluyor?

17 Kasım 2009 Salı

Yeni Doğum Yapmış Kadın


Olanlar Bitenler..


- Bugün bebeğim 13 günlük, nasıl geçti , daha dün doğuma girmiyor muydum, kendim de inanamıyorum. Bebek zamanı birden hızlandırdı. Ve zaman birbirimize bakarak geçiyor sanki..

- Genel anestezi zannettiğimden daha kolaydı, herkese gülümseyerek girdim ve çıktım doğumdan. Sezaryan zannettiğimden daha zormuş ilk günler hareket edememek beni mahfetti. Daha yeni kendime geliyorum diyebilirim. Açıkçası, sezaryanın böyle detaylı zahmetli olduğunu bilseydim normal doğuma daha sıcak bakardım.

- Bebek ve bakımı ile ilgili ağzı olan konuşuyor anasını satıyım. Gene de hanımlığımı bozmıyım diyorum..

- Bunalım ya da depresyonla alakalı bir şey olmadı. Aksine, kendimi aşık olmuş gibi hissediyorum. Sanki kocamla yeni tanıştım yeni aşık oldum, mevsim bahar, ne biliim garip bir kapı açıldı sanki anlatamıyorum.

-Evet bebek doğuracaklara hep dendiği gibi uykusuz kalıyorum , açıkcası hiç de koymuyor .Uykusuz kaldım diye yırtınan karılar, ne tatlı canınız varmış bea..

- O bir memebaz ve ben de onun şahsi ineğiyim.
Not= İyi dilekleri için herkese teşekkür ederim..

30 Ekim 2009 Cuma

Doğuma 4 Gün Kala...


Kısa Kısa notlar...


- Oturduğum yerden kalkamıyor, yere düşen hiç birşeyi yerden kaldıramıyor, yatakta sağdan sola dönerken bildiğimiz acı çekiyorum. İstediğim gibi hareket edip acı çekmemek şu an için bir lüks

- Abartısız yarım saatte bir işiyorum .

- Bebek artık içimde kafasına göre takılıyor, sağa sola savruluyor, kendini ordan buraya zıplatıyor ve bazen kafasını tehlikeli bir biçimde aşağıya doğru ittiriyor. Bebek çok çılgınsın ama çarşamba sabaha kadar beklemelisin.

- Ayaklarım iki şekilsiz yastığa benziyor. Nikah yüzüğüm parmağımın birinci boğumuna kadar bile gelmiyor. Ayrıca bir teyzeymişcesine gıdılandım .

- Saçlarım uzun zamandır olmadığı kadar gürleşti ve uzadı ve bir tek tel bile dökülmüyor.

- Hayatımda yemediğim tatlıyı yiyorum. Evde tatlı olmayınca hüzünleniyorum.

- Hayattan tek bir beklentim var.

- Genel anesteziden ürküyorum. Ölürsem kalırsam diye uyutulmadan önce son bir sigara içsem mi diyorum. Bırakalı üç sene olmasına rağmen son bir sigara içmeden ölürsem gözüm açık gider mi diyorum..

- Artık bebekle tanışmak istiyorum.

- Beni görüp " Hehehe son rahat günlerin anan ağlayacak, hayatın değişecek, mahfoldun kızım sen " mealinde konuşan tüm çocuklu karılar . Size tek bir lafım var .. Fak yu , Fak yu and Fak yu !

- Kuruntular ve pimpiriklerle uğraşıp duruyorum. Pozitif düşünce kazanır diyorum, let it be diyorum ve çok uzatmıyorum bu kuruntuları.

- İçinden gelen olursa Çarşamba sabahı bana dua etsin, valla sanıyorum ihtiyacım var.


2 Ekim 2009 Cuma

En Bulaşıcı ve Tehlikeli Mikrop




Domuz gribinin ve bilumum başka bulaşıcı hastalığın dünyayı yokedeceği günü komplo teorisyenleriyle kolkola bekleyeduralım, ben kimsenin pek farkında olmadığı bulaşıcı başka bir mikroptan bahsedeceğim. Çocuklukta kaptığımız bu mikrop , genellikle bize ailemiz tarafından bulaştırılıyor, çoğu zaman tedavisi mümkün olmuyor ve hasarları kalıcı oluyor, gelişmiş ülkelerde artık tedavisine daha rahat ulaşılabiliyor olsa da, bizimkisi gibi gelişmekte olan ülkelerde filan tehlike inanılmaz boyutlarda.


Neden bahsediyor bu manyak diyorsanız, "elalemneder" isimli bu mikropla sizi tanıştırmak isterim, ki siz zaten onu yıllardır tanıyorsunuz. Hepimiz hareketlerimizi bu mikroba göre yönlendiriyoruz, hayatımızı ona göre yaşıyoruz. Kanımıza girdi mi bir daha çıkmayan bu pislik sayesinde, aklımıza gelip de hoşumuza giden her fikri, düşünceyi, yeniliği bir de "elalemneder" filtresinden geçiriyoruz. Herkesin içinde başka biri, dışında başka biri var.


Çıkıp bağırmak istiyorum, ben hiç bir şey demem rahat olun diye ama elalem dediğin sırf benden oluşmuyor. Kendimi çok özgür zannettiğim anlarda bile "şöyle görünmeliyim" " böyle bilinmeliyim" derken yakalıyorum. Bu mikrop bir bulaştı mı sanırım insan bir daha hiç tam olarak iyileşemiyor.


Ben bunun korkunç olduğunu düşündüm, kendim için de bu mikroba karşı biraz da olsa bağışıklık kazanmaya çalışmaktan başka yapacak bir şey gelemdi aklıma. Bu yazıyı okuyanlar, belki siz de en azından mikrobu kapmış olduğunuzu kabul ederek işe başlayabilirsiniz.


He, bir de yapabileceğim şu var, oğlum isterse pijamayla sokağa çıksın, ister sokakta pipisini karıştıran 3 yaşında küçük bir manyak olsun ya da isterse yemeklerden önce tatlı yesin. Elalem ona hiçbir şey demeyecek, lafı olan da gelip bana konuşsun!


15 Eylül 2009 Salı

Bunu Yapan İnsan Olamaz


Bu aşağıda yazdıklarımı yapanlar uzaylı bence, son kararım.


- Girilmez tabelalı yola ters yönden girip gözlerinizin içine bakarak geri gitmenizi beklerken bir yandan da zevk için farlarını yakıp yakıp söndüren amcalar ,

- İzdivaç programında koca ararken ev ve emekli maaşını şart koşarken bir yandan da sırıtan 50 yaşındaki teyzeler,

- Tüm kibarlığınızla günaydın diyerek odasına girdiğiniz halde "sen , şunu yap, buraya gideceksin.." diye emirler vererek götünü ntavana değdiğini zanneden genç memur ,

- Allahın kaldırımına park ederken bilinmeyen bir gezegenden yolun kenarına ışınlanarak anlamsızca manevra yaptırdığı için para isteyen haydut tipli adam,

- Hamile kadınlara kilo almışsın diyen tek hücreli organizmalar ( ya ne olacağdı yarrr....sakin olmalıyım)

- Bozuk çıkan ürünü geri götürdüğünüzde "teknik servise gönderelim" diyip 1 aydır arayıp sormayan holding devşirmesi teknoloji marketleri

- Bayramda dünyaya inip ota boka burnunu sokan , densiz sorular soran ikinci derece akraba teyzeler,


Hepiniz Uzaylısınız!

6 Eylül 2009 Pazar

Benim Yerime Siz Yapın Bari...


Normal şartlar altında kadınların istediğinde yapabileceği çoğu şeyin değerini bilmediğini farkettim. Elinin altında kullanıma hazır bekleyen çoğu şeyin ne kadar önemli olduğunu, geçici süreyle de olsa mahrum bırakılınca anlayabiliyorsunuz. Şimdi , yapamadığım herşeyi benim için siz yapın bari , ben çocuğu doğurup yetişiyorum işallah.


- Topuklu ayakkabı giymek. Allahım nası bişeymiş bu topuklu ayakkabı giyememe olayı yahu ! Topuksuz ne giydiği yakışıyor insanın, ne yürüyüşü kadına benziyor. Tamam , her allahın günü topuklu ben de giymezdim ama , arada sırada güzel olmak istediğiniz günlerde olay topukludaymış.

- Dar pantalon ve kot. Allahınızdan bulun . sizi giydiğim günleri hatırlamıyorum bile. Sanki dünyaya lastikli belli hamile pantalonuyla geldim anasını satıyım. Şöyle insan dar kesim, kendini ince uzun gösteren bişeyler giyemedikten sonra neye yarar aynaya önden arkadan bakıp kendini beğenmeye çalışmak...Bu bol kesim lastikli belli şeyleri de yakacağım , çok ciddiyim.

- Bira, kalamar, midye, şarap ve sucuk. Evet çoğu kadıncaağızın haberi yok ama hamile kalınca bunların hepsi yasak bebeğim. Azcık bile yiyemiyorsun . Yiyenlere pis pis bakıyorsun. Boğazınızda kalsın demiyorum ama yani ne diyeceğimi de bilemiyorum açıkçası.

- Saç boyatmak. Üç ayda bir saç renginizi değiştirdiğiniz o günler geride kaldı. Merhaba pis pis sırıtan dipler, merhaba genç yaşımda kafama saldıran beyazlar, bi siz eksiktiniz.

- Yüzüstü yatmak. Bu güzel yatış şekli fizyonomik olarak imkansız olmasının yanında , zamanla eğilmek, bacak bacak üzerine atmak ve sırtüstü yatmak ta maziye karışan güzel hatıralara dönüşüyor..


Herşeye rağmen, son 7 haftama girdiğim bu güzel günlerde sabretmek daha kolay, hele ki , bunları uğruna çektiğiniz sıpanın ultrason ekranından size dil çıkardığını görünce :) İsteyen herkese nasip olsun diyorum tekrardan.

7 Ağustos 2009 Cuma

Yağmurlu Sabah


İki sabahtır İstanbul yağmurlu güne uyanıyor. İki sabahtır hücrelerimin yenilendiğini hissediyorum. Yağmuru bu kadar sevmemin sebebini bilmiyorum . Yatakta üzerime bir şey örtmeden uyumayı sevmemek gibi, üzerime yağmur bulutları örtününce daha güvende daha normal hissediyorum.

Sanki yağmurlu bir sabahta kötü hiçbir şey olamaz. Yağmurlu bir sabahta kötü giden şeyler düzelir. Yağmurlu bir sabahta ettiğim dualar kabul olur. Tüm manzara netleşir, samimileşir.

Bugün gene yağmur sesiyle uyandım. Sabahın körü, ama uykudan daha güzel uyanıklık dışarıda hava böyleyken. Penceremden görüneni paylaşayım istedim , çektim yukarı koydum.

Sanki bugün herkesin başına iyi şeyler gelecek, bekledikleri haberleri alacaklar, küstükleriyle barışacaklar, korktukları şeyleri alt edecekler. Yağmur bunların hepsini tek başına halledecek.

6 Ağustos 2009 Perşembe

Doktorlara Hassasiyet Öğretin Beni Üzmeyin


Evet doktorumun her zaman ki jantiliğiyle bana bakıp adeta bir trt spikeriymişcesine "Kilo mu aldık biraz? " demesinin üzerinden ortalama 2 saat geçti. Dediklerini duymamış gibi yaparak , doktordan çıkınca Mayk Cafe 'de danalar gibi yiyip eve gelmiş bulunuyorum. Kilo mu aldın demesini umursamıyorum . daha doğrusu umursayamıyorum çünkü devamlı karnım acıkıyor.

Bi de zaten hamileyken kilo alıp yemek yemek serbest değil miydi bebişim ya ? Ben kilo aldıkça evrendeki her canlının bayram etmesi, beni olabildiğince tok tutmaya çalışması, aç kalmamdan herkesin delicesine korkması gerekmiyor muydu? Sen ne yaptığının farkında mısın doktor bey, bunları tıp fakültesinde öğretmediler mi sana?

Neyse, göbeğim arşa değmek üzere ve son 1 haftadır öksürüyorum. Doktorlar derin tahliller sonucu birşey bulamadı. Bir takım ilaçlar yazdılar, kullanacağımı zannetmiyorum. Bakalım artık duş alıp vantilatörün önünde titanik kızı olmamaya karar verdim. Belki öksürüğün sebebi budur.


Bebek 1 kiloyu geçmiş ve sanırım babasına benzeyecek. Madem tipi bana çekmeyecek gen havuzundan onun payına şeytani zekamın düşmüş olmasını diliyorum.


Bu arada bebek , dostum, senin henüz yatacağın yer bile hazır değil erken gelmeye filan kalkma olur mu? Yani , sen gelene kadar ayarlayacağız bir ortam ama en olmadı sığışırsın bi yerlere diye düşündük biz ? Bir de senden çok korkuyoruz geceler gündüzler ağlayıp çok afedersin ağzımıza edeceksin diye ama metin olmaya çalışıyoruz.

4 Ağustos 2009 Salı

Sabahın Köründe

- İrfan Değirmenci'nin Fox sabah haberlerine dönmesine sevindim. O yokken yanlış görmediysem ayrı ayrı iki başka spiker sunmaya çalıştı ama olmadı. Bence İrfan Değirmenci ileride iyi yerlere gelecek. Gelmezse de umurumda değil açıkçası, sorumluluk kabul etmiyorum.
- İlk zamanlar neyini sevmişim bilmiyorum, Maeve Binchy kitaplarını okuyamıyorum artık. Neden hep Dublin'e yakın küçük bir kasabada büyüyen bir grup genç insanı anlatıyorsun Maeve, bari büyüynce birbirlerine aşık olmaktan daha eğlenceli şeyler yapsın kahramanların. Ve dikkatimi çekmedi değil , her romanda özgür cinsellik yaşayan bir kızı kasabanın sürtüğü ilan ediyorsun, yakışıyor mu ?
- Şeker hamurlu üstü krema kaplı cupcakeleri yapan marifetli blog kadınları. Nasıl yapıyorsunuz ? Ben yaptım bu sıcakta fırının önünde hem anam ağladı hem de pek bir şeye benzemedi. Ömür mü geçer arkadaşım böyle pastane diye bir şey var.
- Etrafımdaki zayıf kadınlar. Ben doğurup kilolarımı verene kadar gözümün önünden kaybolun. Söz ben de ileride hamile bir kadının yanında süslü püslü dar kotlarla filan gezmicem.
- Biri birgün bana "Evimiz Holyywood'daki at suratlı kızı çok seveceksin" dese bu bana çok saçma gelirdi. Ama bu aralar Tori Spelling'i, 2 çocuk doğurmasını ve aile hayatını filan izliyorum ve seviyorum resmen.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Hamileyken Başınıza Gelecekler..


Daha önce hiç hamile kalmamış kadınlar, bence yeterince kandırıldınız. Hamile kalınca başınıza neler geleceğini yazıyorum bugün, buyrun;


- İlk aylar kilo almak diye birşey fazla yok. Onun yerine bol bol kusmak, tiksinmek, bazı yiyecekleri düşününce bile kaçmak var. Böğürtülerinize katlanabilecek bir koca bulduğunuza emin olun.

- Çalışan kadınlara Allah sabır versin çünkü ilk 4 ay devamlı uykunuz geliyor, depresyon battaniyesiyle kıvrılmak istiyorsunuz, kafanız hiçbir şeye basmıyor.

- Gene ilk aylar düşük yapma korkusuyla yaşıyorsunuz. Bu devrede çevrenizde ne kadar densiz insan olduğunu anlattıkları felaket hikayelerinden anlıyorsunuz.

- 4. ayın ortalarına doğru mide bulantıları geçiyor, karnınız henüz çok çıkmamış oluyor , birbuçuk ay kadar hamile olduğunuzu unutuyorsunuz. Hamile olduğunuzu size 6. ayda birden alıverdiğiniz 5- 10 kg hatırlatacak.

- Doktorun yanından hiç ayrılmak istemeyeceksiniz ama onu normal şartlar altında sadece ayda 1 kez göreceksiniz.

- Yapılan rutin testlerin sonucunu beklerken sabahlar olmayacak.

- Seks yapmayı bazen eskisinden çok isteyeceksiniz ama teknik imkansızlıklar sizi engelleyecek.

- Uyumak, oturmak, kalkmak hepsi ayrı birer macera haline gelecek.

- İstediğiniz her kaprisi ve manyaklığı yapabileceksiniz ve herkes bunu normal karşılayacak hatta aptal gibi sevinecekler siz böyle yaptıkça.

- Canınız yiyecek birşey çekince etrafınızdakiler hazırola geçecek .Mesela çok uzaktaki bir pastanenin bilmemneli pastasını canınız çekince bulup önünüze getirdiklerinde " Çekin şunu burdaaan" diye bağırabilirsiniz .Kimse bir şey demez.

- Sokakta gördüğünüz insanlar, markette karşılaştıklarınız, özellikle sizden büyük ve doğum yapmış kadınlar size ekstra şefkat gösterecek. Durduk yere tanımadığınız insanlar karnınızı okşayacak .

- İçinizde hep pis bir endişe duygusuyla yaşayacaksınız. Duyduğum kadarıyla anne olmak böyle birşeymiş zaten.

-Etrafınızdaki hemen hemen her kadından daha çirkin olduğunuz ve bunu inkar edemediğiniz garip bir deneyim yaşayacaksınız .

-5. aydan sonra karnınızda bebek hareket etmeye ve sizi korkudan altınıza ettirmeye başlayacak. Sonra buna alışacaksınız.

- 7. aydan sonra erken doğum endişesini yaşamaya başlayacaksınız.

- Yakınınızdaki bazı kadınlar tam bir gerizekalı gibi sizi kıskanacak.

- Anlamadığınız binlerce bebek aksesuarı ve giysisi satan megastorelarda mal mal etrafa bakıp kalacaksınız.

- Ve bunları yaparken aslında hep tek başınıza olacak ve güçlü durmak zorunda olacaksınız .


Evet bunlar işin özeti. ama rahminize düştüğü andan itibaren herşeyi ona feda edebileceğiniz değişik bir aşk da hissedeceksiniz. Bugüne kadar hiçbir şeyi sevmediğiniz gibi bir canlıyı sevip, onunla kimseyle kurmadığınız bir bağ kuracaksınız. Tam anlamıyla etinizden, kanınıdan vererek onu büyüteceksiniz.

İsteyen herkesin bir bebeği olmasını diliyorum .

2 Ağustos 2009 Pazar

Şiddetle Tavsiye Ediyorum..



- Sıcaklardan bunalanlara buzlu - tuzlu limonlu maden sodasını,

- İstanbul'da sıkılanlara Kilyos ve Ağva'yı,

- Sinemaya gitmek isteyenlere Harry Potter'ı,

- Pis bi şeyler yemek isteyenlere KFC'ı,

- Digiturk'u olanlara Grey's Anatomy'i,

- Alışveriş havasında olanlara Profilo AVM'yi,

- Çeşme'ye yolu düşenlere Ilıca Plajı'nı,

- Kocası horlayanlara 3M kulak tıkaçlarını,

- Yatırım için azıcık parası olanlara fiyatı dibe vuran altın piyasasını


ŞİDDETLE TAVSİYE EDİYORUM

1 Ağustos 2009 Cumartesi

En Son Aklımdan Geçenler


- I- phone dostum nasıl 3G sin, kameran bile yok püüüh çingene seni ...

- Starbucks "baristaları", kahvenin adını söyleyemeyince bi de düzeltmeyin ya burası Amerika mı benim adım da Amanda mı?

- Benim kendilerini aramadığımı düşünen tüm arkadaşlarım, sizi aramayı o kadar istiyorum ki, havalar bu kadar sıcak ve göbeğim bu kadar büyük ve günler bu kadar kısa olmasa...

- Hayatta çok az şey nikah yüzüğümün aniden parmağımın birinci boğumuna kadar bile geçmemeye başlaması kadar korkutmuştur beni .

- Küçük kız kardeşim, tamam sınavı üniveristeyi sallama dedik ama sen de bokunu çıkarttın çok afedersin.

- Sn. Fatih Çekirge , Hürriyet internette yazmalarına izin verdiğin o köşebaşlarının arasında bir yer bulsam çamurda bir pırlanta gibi parlayacağıma inanıyorum.

- Pizza Hut , 10 TL'ye sınırsız yiyoruz, teşekkür ederiz ama sence de sınırsıza koyduğun pizzalar adeta samanımsı , böyle malzemesiz uyduruk pizzalar değil mi?

- Bu yaz kuaför savaşları bence koyu renk saçlı tiki kızların sayıca sarışın tiki kızlara üstünlüğüyle sonuçlanacak. Kaynak ; Nişantaşı ve Çeşme

- Sn. Sema Çelebi, seni çok yanlış tanımışım...

-

31 Temmuz 2009 Cuma

Dünyanın En Kolay Börek Tarifi


Börek yapmak genelde çok zor yada insanın sadece annesinin yapabileceği bir şeymiş gibi lanse edilir. Tamamen palavra efendim. Misafir mi geliyor, sevgiline hava mı atacaksın , kocana becerikli bir karısı olduğunu mu ispatlayacaksın... Al sana " Dünyanın En Kolay Paçanga Böreği" tarifi;


400 gr kaşar peyniri , 2 domates, 2 yeşil biber, biraz yoğurt, milföy hamuru , çemensiz pastırma...


Kaşarları rendeliyorsun. Domates ve biberleri ufak ufak , ya kıyamam ben onlara, minik minik dilimliyorsun, hepsini bir kaba koyup biraz da yoğurt ve tuz ekliyorsun. Böylece harç malzemen hazır.

Sonra buzluktan çıkartıp yumuşattığın milföyleri tek tek alıp azıcık una buluyor ve oklava ya da yoksa bardak, o da yoksa boş pringles kutusuyla açıyorsun. Zaten yumuşamış olan milföyler boylarının 2-3 katı büyüyor, artık göz kararı, keyfine göre.

Böyle açtığın milföylerin içine harcımızı, üstlerine de çemensiz pastırma dilimini yerleştirip katlıyorsun. Artık o dizayn da senin keyfine göre. Sonra bu börekleri, mümkünse pişirme kağıdı serilmiş,

mümkün değilse yağlanmış tepsiye diziyoruz. 200 derecelik fırına atıyoruz. yarım saati bulmadan da yiyoruz. Üstlerinin aldığı renge göre kendiniz pişip pişmediğini anlayabilirsiniz .

Bu böreğin üzerine yumurta sarısı filan da sürülebilir ama ben pek sevmem, keyfiniz bilir.

Afiyet olsun.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Zayıflama Diyetleri Çöpe!


Vücudundan memnun olan ne kadar az insan var değil mi? Ne halt etmeeye bilmiyorum ama kimse kendini beğenmiyor. En zayıf kadın bile daha zayıflamaya çalışıyor. Bilmiyorum akşamları birileri gelip aynalarımızla oynama mı yapıyor ruh sağlığımızı bozmak için ama, ben artık çok sıkıldım bu kısır döngüden. Etrafımda her yaz başı diyete giren, yanından geçen zayıf kızlara kıskançlıkla bakan, dakika hesabı spor yapan ve sonra da yedikleri bir dilim pasta için vicdan azabı çeken kadınlara laf anlatmaya çalışmaktan bıktım.

Hatunlar ! İş beyinde bitiyor. Ne kadar kaçarsanız, o pastalar, börekler, baklavalar, makarnlara sizi kovalıyor. Kilo almaktan korktukça, lokmalarınızı saydıkça kilo alıyorsunuz. Seni aç bırakmalıyım diye vücüdunuza kızdıkça, beyniniz yediklerini depolamayı emrediyor, su içseniz yarıyor. Bi rahat olun ya, kilo vermeye çalışarak ömür geçiren , hayatını hiç gelmeyecek zayıf günlerine erteleyen arkadaşlarım var resmen.

Acıkdıkça ye, doyunca bırak olarak özetleyebileceğim, dünyanın en mantıklı beslenme biçiminin zayıf insanların sırrı olduğuna inanıyorum . Bunu da ben demiyorum , Ozan Tunçer diye bir doktor söylüyor. Diyor ki; Vücuda küçük yaşlarda sokulan kısıtlama mikrobu, dengenizin bozularak çok kilo almanızın sebebi. Hiç bir şeyi kısıtlamadan, acıkınca yiyip, doyunca durun. Acıkmayı ve doymayı yeniden öğrenin . Ve son olarak ; Trilyonların döndüğü diyet sektörünün oyuncağı olmayın , hepsi uydurma. Tüm diyet kitapları çöpe !

Bu ilginç fikirleri benimseyebilecek kadar açık görüşlüyseniz buyrun sitesinin linki;



Bu adresten kitaplarını da ücretsiz indirebiliyorsunuz.

Yiyin bol bol ya canınız ne çekerse, kasmayın anasını satayım..

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Hayatımın En Mutlu Anıymış , Bilmiyordum...


Geçen yazın sonunda , Eylül ayının ortasında, tüm pisliğini kusmuş, boşalmış Çeşme'de yaptığım 15 günlük tatilin pek çok güzel anısı var. İstanbulluların terketmesiyle sokakları boşalan Alaçatı, Ayayorgi'de jet-ski biçecek derdi olmadan denize girmek, Dalyan'ın boş balıkçıları, Ilıca'da dalgalara salak çocuklar gibi zıplarken birileri görecek ne diyecek diye kasmamak...

Tam bir huzur detoksuna bünyeyi bırakmışken, her sahnede elimde Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabı vardı. Plajdan plaja sürüklediğim bu kitap, sonbaharda yaptığım bu sessiz tatilin dokusuna ancak bu kadar uyabilirdi. Ne aşk acılarını etkileyici bulurum, ne ayrılıkları, ne obsesyonları. Ama Masumiyet Müzesi'nde farklı bir şeyler olduğunu okurken hissetmiştim.

Neyse efenim, üzerinden neredeyse 1 sene geçti. Bir sürü kitap okudum bu arada, elimden geldiğince yelpazenin geniş olmasını isterim okuduklarım söz konusu olunca. Yerlisi yabancısı bir sürü hikaye, bir sürü de yazar okudum bir sene boyunca.

Sonra demin nerden aklıma geldiyse, şu kararı verdim. Son 1 senede Masumiyet Müzesi , okuduğum en etkileyici kitaptı ! Bir senedir beni daha çok etkileyenini okumadım.,
Yani , nasıl anlatayım bıraktığı tadı, çok iyi basketbol oynayan bir adama , ya da çok iyi şarkı söyleyen bir kadına, kabullenmişlikle bakıp, "vay anasını" dersiniz ya. Bu kitapta da işte böyle bir büyü var. Sadece anlattığı konu değil, kelimeleri kullanış şekli. Sanki gizlice sayfaların arasına bir büyü üflemiş Orhan Pamuk. Nasıl anlatabileceğimi bilemiyorum.

Özetle,romanın ilk cümlesinde bile bir farklılık yok mu sizce ;


"Hayatımın en mutlu anıymış , bilmiyordum..."


24 Temmuz 2009 Cuma

3G = Gez, Göz , Garpacık?


Bu 3G şeysinin ne olduğunu tam olarak bize anlatmıyorlar mı bana mı öyle geliyor ? Evet , telefonla kameralı konuşmak süper, uzay yolu filan tamam ama bunu zaten msn 'den skype'dan yapmıyor muyuz ? Hem hepimizin telefonlarının önünde kamerada yok ki..

Ya da hızlı internet olacak diyorlar , ama benim bir şikayetim yoktu zaten hızımdan. Yani bir laptopla yapamayacağım ne var 3G'nin hayatımıza getireceği mucizeler arasında ?

Tamam , ben de biraz teknoloji cahiliyim gerçek bu , ama televizyondaki reklamlardan, ya da Ntv'ye çıkıp konuşan havalı adamların anlattıklarından daha fazla bir şey anlayamadım ben.

Biri bize anlatsın no'lur . Telefon çalınca açıvericem kamerada açılacak yani, ya tuvaletteysem ? Ya yataktan yeni kalmış ve yüzüm gözüm şişlikler içindeyse ? Arayan da bankadan kredi kartı satmaya çalışan çocukcaazsa, ayıp olmayacak mı ?

Seni anlamıyorum 3G. Her yerde sen varsın, reklamların her köşede. Merak ne güzel şey diyorlar. Bir kızla bir oğlan yolda çarpışıyor, aşık oluyorlar filan. Bi şeyler oluyor ben anlamıyorum , bön bön ekrana bakıyorum. En son birisi telefonunu 3G'ye uyumlu hale getirmek için , telefonun arkasındaki kameraya ayna tutarak konuşacağını söyledi, o noktada bir şeylerin saçma boyutlara geldiğini düşünüdüm. Sanırım çok fena gaza getiriliyoruz.

3G! Bence kendini daha iyi anlatmalısın!

23 Temmuz 2009 Perşembe

Siz Ofise Tıkılmışken Sokakların Hakimleri


Çalışan insanlar ! Siz ofislere tıkılmış ve dış dünya ile tek iletişiminiz camdan bakmak ya da kapının önünde sigara içmek iken sokakların esas hakimleri kim biliyor musunuz ? Hafta içi mesela bir Salı ya da Perşembe günü, saat 11:00 ya da öğleden sonra 14:45 , bütün dünyanın sizin gibi ofiste olduğunu zannediyorsunuz biliyorum, ama çok yanılıyorsunuz. Gözlemlerime göre mesai saatlerinde sokakların hakimlerini şöyle ;


1- Ev kadınları = Yanlarında kendileri gibi bir tane daha kadın, ya da bir bebek arabası, yavaş ve telaşsız adımlarla ilerler. Ellerinde aksesuar olarak bir market torbası da bulunabilir. Telefonda konuşurken ya da yanlarındaki diğer evkadınıyla muhabbet ederken sesleri genelde yüksek çıkar. Alışveriş merkezlerinde bu türün bakıcılarıyla gezen daha zengin versiyonlarını görebilirsiniz.


2- Moto- kuryeler = Bu arkadaş bir kurye , kargocu, pizza dağıtıcısı ya da bilemiyorum heyecan arayan bir motosikletli olabilir. Tavsiyem uzak durulması, her köşeden fırlayan bu hızlı motosikletlere karşı dikkatli olunması


3- Zengin Çocuklar = 20 - 25- 30 ya da eşşek kadar 35 yaşında olabilirler. Bronz tenlerinden, güneş gözlüklerinden, ellerinden amaçsızca sallanan araba anahtarlarından tanıyabilirsiniz. Bildiğiniz tüm havalı - pahalı kafeleri gündüz saatlerinde bunlar doldururlar.


4- Emekliler = Fazla uzağa açılmayı genelde istemeyen bu grup mahallelerindeki küçük çaplı marketlerde sosyalleşirler ve market kartını ellerinde kredi kartı gücüyle taşırlar. Sevimlidirler, ellerinde ağır poşet varsa yardım edilesidirler.


5- Kapıcılar = Kimi zaman ellerinde 15 köpek gezdirmeye çalışırken, kimi zaman 50 ekmek apartmana ulaşmaya çalışırken rastlarız. Genelde mahallenin bakkalının önünde topluca otururlar ve emekli apartman yöneticisine görünmeden geyik yapmaya çalışırlar.


Aklıma gelenler bunlar. Sonuç olarak siz ofise tıkılıp kalmışken hayatınızın aşkı sokaklarda geziyor , sizi arıyor ve bulamıyor diye üzülmenin anlamı yok. O da bir ofiste muhtemelen

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Dünyanın Bütün Kiracıları Birleşin!


Önümüzdeki 1 ay içerisinde İstanbul'daki 7. evime taşınacağım. Son 6 yıldır oturduğum Gayrettepe / Mecidiyeköy'ün karmaşasını, hareketin hep burada olmasını, yürüme mesafesindeki alışveriş merkezlerini bırakıp gitmek zor olacak . Ama aynı yerde kalmanın imkansız olduğu bir dönüşüm noktasındayım, beni bekleyen hayat burada beni bulamayabilir.

Neyse normal insanlar gibi ev aramak yerine önce uzunca bir süre semt aradım. Anadolu Yakasında olması gereken bu semti bulmak ve içime sinmesini sağlamak pek de kolay olmadı. Bir kaç aday uzunca süre berabere gittiler, ve kazanan Erenköy oldu.

Erenköy'de baktığım evlerden birkaçı da aklıma yatmış durumda . Şu an yapmam gerekenler sadece;

- Hangi eve çıkacağıma karar vermek

- Mart ayına kadar kontratımızın devam ettiği şu anki evsahibimizle seviyeli bir ayrılık yaşamayı başarabilmek

- Bütün evi toplamayı, kolilemeyi, yeni evi temizlemeyi, sonra eşyaları taşımayı, yerleştirmeyi, ve bunları yaparken beni rahatsız etmemeyi başarabilecek birilerini bulmak.

- Yeni evin 6. katta olmasının asansöre binemeyen ben için ne gibi muhtemel zararları olur iyice düşünmek.


Şu kadarcık işi hallettikten sonra yeni bir eve taşınmış olacağım işte. Bana çok iş yokmuş gibi geldi...

Sıcakla Mücadele 1o1


Yanıyoruz ve de boğuluyoruz topluca. Bir böyle yapış yapış pis bir sıcak, insanı yaşamaktan bezdiriyor. Sıcak insnaı sinirli yapıyor, cinnetin eşiğine getiriyor. Ben kendi çapımda mücadele ediyorum efendim bu yaz, belki işinize yarar;


- Bol bol soğuk duş alıyoruz. Sonrasında saçlarımız uzunsa ıslak topuz yapıp efil efil geziyoruz, bir 15 dakika idare ediyor.


- Mümkünse klimalı ortamlarda bulunup bol bol su içerek klimanın bünyemizi kurutmasın a izin vermeden serinliyoruz.


- Klima yoksa, en yakın evkur benzeri garip dükkana gidip uydurmasyon bir vantilatör alıyoruz, ki 40 - 50 Tl' ye satılıyor bunlar.


- Soğuk su , meşrubat vs içince vücudumuzu ter basar . Bu gerçeği özümseyip çok soğuk su içmiyoruz, ya da harareti alsın die açık limonlu çaya abanıyoruz.


- Çok kötü sıcak basma anlarında buzdolabının kapısını açıp 10 dakika önünde duruyoruz. Çevre için berbat , kendimiz için güzel bir şey yapıyoruz.


- Daralmamak için olabildiğince geniş , sıkmayan , rahat kumşlardan yapılmış kıyafetler giyiyoruz.


- Gene çarpıntı ve daralma hissi olmaması ve kolay uyuyabilmek için kahve ve koladan olabildiğince uzak duruyoruz.


Ve son olarak, her ne yaparsak yapalım, sokakta minyatür pervanelerini suratımıza tutarak gezmiyoruz. Hiç bir sıcak buna değmez!

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Sigara da Onu Bırakabileceğime Hiç İnanmamıştı


Sigarayla 15 yaşında tanıştık. Samimi ve havalı bir arkadaş gibiydi. Onunla gizli gizli buluşuyor, sinirimi, isyanımı onunla paylaşıyordum. Çekmecelerimin arka cephelerini boş sigara paketlerinin kapladığı lise yılları bitip, üniversite için İstanbul'a gelince benim havalı dostum, yakamı bırakmayan sarsak bir arkadaşa dönüştü. Artık onu içmemi engelleyecek kimse yoktu, zaten zamanla anladım ki engellemeye kimsenin gücü de yetmeyecekti. Sabah sigara, yemekten sonra sigara, muhabbet ederken sigara, çayın kahvenin yanında sigara, sonracıma, ders çalışırken sigara, kavga ettikten sonra, ağladıktan sonra, biri bir dedikodu anlatırken sigara, yatmadan önce sigarası, uykum kaçtı sigarası...Ben artık iki kuruş öğrenci paramla sigaranın köpeğiydim. Beni bırakıp bir yere gitmeye niyeti yoktu. Ve gerçekten asi yada havalı değildik, sadece pis pis kokuyorduk artık.

Seneler geçti , okulu bitirip işe başladım, aşk acısı, kredi kartı borcu, yalnız yaşanan evde can sıkıntısı sadece sigara ve ben vardık. Çoğu zaman kendimi kandırırdım. Mesela ; Bırakmaya gerek yoktu azaltacaktım. Ya da bir gün nasılsa bırakacaktım . Sigarayı bırakınca kilo alıyordu insan değil mi, önce birkaç kilo vermeliydim. Bu bunalımlı dönemimde sigaraya nasıl elveda derdim ?

Tabii pek çok başarısız denemem de oldu. Sabahtan bırakıp akşama başlamam, hastalandığım birkaç gün bırakıp, hafta bitmeden tütmem gibi. Beynimde karar vermem yetmiyor muydu, karar veriyordum işte, daha ne yapmalıydım ki...Olmuyordu işte, değil sigarayı bırakmak , yatmadan önce evde sigara kalmamışsa uyumayı bile beceremiyor, bazen deli danalar gibi sokaklarda açık tekel arıyordum.. Zavallıydım ve elimden birşey gelmiyordu.

Uzun zaman sigaranın zararlarıyla ilgili yazılar okudum. Akciğer kanseri hastalarının ciğer filmlerine baktım. Kültablası yalamadım ama iğrenmek için kokladım. Sigarayı bırakacak iradeyi gösterirsem hayatımı değiştirecek iradeye de sahip olacağımı kendime söyledim durdum. Hastalık, nefessiz kalma , kanser, hepsiyle kendimi korkuttum ama işe yaramadı. Sonra bir gün birşey oldu ve sanırım benim için sigara ile ilişkimiz o anda değişti.

Ofiste 30 'lu yaşlarda bir kız işe başladı. Yaşında çok çok daha büyük gösteriyordu, özellikle göz kenarlarındaki kırışıklıklar bir zamanlar varolan gençliği yüzünden silip atmıştı. Ofisteki samimi arkadaşlarımdan biri kızla tanıştıktan sonra , "Sigara kadınları mahvediyor şekerim" dedi. Ben "Nasıl yani?" diye sorunca da, şöyle bir şey dedi "Etrafındaki 30 yaş üzeri kadınlara bak, sigara kullanıp kullanmadıklarını çok kolay anlarsın"

Sonra ben bir süre böyle duman avcısı gibi kadınların yaşını ve sigara içip içmediklerini tahmin etmeye başladım. Sonuç;

Onu bunu bilmem kardeşim, bir kadın 30 unun üzerindeyse ve sigara bağımlısıysa bunu kırışmış göz kenarlarından, dudağının kenarlarındaki buruşukluklardan , sarkmış yüz hatlarından anlayabilirsiniz ! İstediği kadar havalı endamlı, uzun boylu renkli gözlü olsun, yüzündeki kolajen denen maddeyi sigara yok ettiği için burun hatlarından öne doğru akan yanaklar bir anda sigara bağımlısı kadınlara 5 yaş birden ekleyiveriyor.

Sizin de basit gözlemlerle ulaşabileceğiniz hayatın bu şaşmaz ve acımasız kanunu , belki de sadece aptal bir kadın olduğum için , beni çok fena sarstı.

Önce sigaramı ince olanlarla değiştirdim, sonra anti - aging olsun diye sigaranın yanında bol vitaminli çaylar içmeye başladım, sonra sigara kokusundan rahatsız olmaya başladım. Sonra, ki o gün doğumgünümdü, kestiğimiz pastamla beraber son sigaramı içtim. Kolay olmayacağını biliyordum, ama beni çirkinleştirmesine izin vermeyecektim.

Sigarayı bıraktım diye bir cümleyi ilk bir ay kurmadım bile, kimse bilmiyordu, sigaraya çağıran iş arkadaşlarıma canımın istemediğini söylüyordum. Sevgilimin evde sigaradan bahsetmesini yasakladım. Bir süre uykularım kaçtı, soğuk soğuk terledim yatakta. Hatta bu ilk haftalardan birinde işyerinin büyük patronundan çok fena azar yedim ve ağlama krizlerine girdim. O anda bile bir sigara yakmadım, karşımda sigara içen kızın dumanını suratıma üflemesini istedim sadece. Sonra bir gün geldi, yanımda sigara içenlerden rahatsız olmaya , kokusundan tiksinmeye başladım. O anda anladım, geri döner miydim bilmiyordum , ama onu şimdilik çok fena terketmiştim.

Elimde sigara yerine meyveli çaylarla dolaştığım o ilk terkediş günlerinin üzerinden ikibuçuk sene geçti. Bazen rüyalarımda sigara içtiğimi görüyorum, bazen birisi karşımda içiyor ve canım çok fena çekiyor. Bazen yanımda sigara içen birisi geçiyor ve dumanını ciğerlerime çekince lisedeki sevgilimle karşılaşmış gibi buruk buruk gülümsüyorum. Evet bebeğim, belki de başlarım bilmiyorum , ama şimdilik hissettiğim bu kontrol ve irade gücünün hiç bir şeyle değişmesini istemediğim..

Sigara, lisemizin arka duvarı, ergenlik odamın penceresi, yurt günlerimin sabahlara kadar süren muhabbet geceleri, öğrenci evimin komunite günleri, hiç bitmeyecek zannettiğim acılar, üzüntüler... Biliyorum, sen de seni bırakabileceğime hiç inanmamıştın.

Doğrusu şu ki; ben de bu kadar güçlü olduğumu seni terkedebilince anladım.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Edecek İki Çift Lafım Var


Aynı haftada olmamıza rağmen bebeğinin tekmelerini hisseden kız, sözüm sana;

Fuck you ! Fuck you ! Fuck you!

Cuma akşamı misafirliğe gelen 2 buçuk yaşındaki küçük kız, gördüğüm en olgun ikibuçuksun. Oynadığın oyuncakları giderken toplamaya kalkman karşısında saygıyla eğiliyorum.

Cevahir AVM ; çok kalabalıksın.

Uyduruk marka diye bazılarının küçümsediği Tiffany; kocamın sığabildiği tişörtleri yaparak hayatımıza neşe getirdin. Bir de hepsinin üzerinde red fox yazmasa daha güzel olacaktı.

Badem sütü ; senden kısa sürede mucizeler ve 100 YTL'lik kremlerimden daha yüksek performans bekliyorum.

Maltepe Sahilyolu Koza Restorant ; düğünler sırasında garsonlarınıza sahip çıkın , bahşiş alacam diye utandırıcı tavırlar sergiliyorlar. Adamın yaptıklarından ben utandım o derece !

Evlenecek çiftler ; düğününüz güzel olsun istiyorsanız açık havada yapın kardeşim bu bir. Nikah şekerini kurabiye şeklinde yaptırmak hoş fikirmiş bu da iki.

Öss 'ye giren küçük kız kardeşim ; koy götüne gitsin, zaten herkesin sınavı berbat geçmiş.


Son olarak sevgili doktorum Aykan Bey, haber vermeden tatile çıkmak hoş bir davranış mı ? Sorarım sana yakıştı mı bu yaptığın ? Neyse gene de seni seviyoruz, çabuk dön.


Lav ya!

10 Haziran 2009 Çarşamba

Çok Param Olunca Yapacaklarım


- Çocukluğumuzdan beri filmlerde gördüğümüz o tropik adalardan birine gidip , 5 yıldızlı bir otelde, personelle kanka oluncaya, barmene "her zamankinden" diyinceye, sıkılıncaya kadar kalacağım.


- 50 sayfalık da olsa, içinde devamlı aynı cümlede yazsa, bir kitap bastırıp hayvani tanıtım, reklam, pr çalışmalarıyla çok satan kitap sahibi olacağım. İzdihamlı imza günleri düzenleyeceğim ve şehrin her tarafındaki billboardlara boğazlı siyah kazakla fotoğrafımı astıracağım.


-Sadece bahçesinde değil, içinde de havuzu olan bir villada oturacağım. Haberlerde görmüştüm mesela Tansu Çiller'in yalısı öyleydi, içinde havuzu vardı. Yoksa napıyım evin dışındaki havuzu , bu devirde toplu konutta otursan havuzu var zaten şekerim hahaha


- Hiç görmediğim bir ideali hayata geçireceğim, ferrari kullanan kadın olacağım.


- Servetimin önemli bölümünü insanların yiyip yiyip 2 gram bile almamasını sağlayan mucize ilacı araştıran bilimsel kuruluşlara bağışlayacağım.


- Bütün ailemi her canım istediğinde bir araya toplayacağım. Öyle bıybıy da yapamayacaklar dayıcam kapılarına özel jeti, vericem teşvik primini, 90 yaşındaki dedem bile yarım saatte İzmir'den gelir diye düşünüyorum.


- Sadece benim sevdiğim şeyleri satacak dükkanlar açacağım. İçinde benim sevdiğim pastalar, kekler, patates kızartmaları ne bileyim birtakım şeyler satılacak. Dükkan devamlı kar edecek , kimse almasa bile ben satın alıp bedava dağıtacağım onları.


Dinimiz amin!


29 Mayıs 2009 Cuma

Ne Kadar Güzel Olduğunuzun Farkında Mısınız ?


Tanıdığım tanımadığım o kadar çok insana sormak istiyorum ki bu soruyu. Hiç bir haltın farkında değiliz çünkü . Ne kadar önemli olduğumuzun, ne kadar değerli olduğumuzun, hiçbir şeyin farkında değiliz hem de.

Her köşebaşında mutsuz bir erkek var, her evin penceresinden umudu olmayan bir kız bakıyor. Tüm işyerleri kaderine mahkum insanlarla dolu. Herkes bir şeylerden şikayetçi, umutsuz, mutsuz. Hepimize birisi bir haksızlık yapmış .

Öyle yanlış, öyle yanılmışız ki.

Daha güzel, daha zayıf, daha güçlü, daha zengin olmak için o kadar istekliyiz ki...

Hey, sen !

Uzun zamandır mutsuz olan, kendini hiç sevmeyen, beğenmeyen, hep üstünde başkaları olduğuna inanan. Bir gün gerçekleşecek hayallerim diye düşünen.

Eşsiz olduğunun farkında mısın? Senden bir tane daha yok. Tüm dünya birleşsek bir sen olamayız. Aynaya bak ,gözlerinin içine doğru eğil. Ne görüyorsan tüm sahip olduğun o kabuk. Ve o kabuk sadece içindekileri taşısın diye sana verilmiş .

Güzel dostum.

Ne kadar güzel olduğunun farkında mısın ?

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Bugün Paramı Neye Harcasam?


Bu akşamüstü paramı harcayabileceğim birkaç seçenek var. Onlar da ;


- Star Trek filmine gitmek ve Sylar'ın kulakları eşek kulakları diye neşeyle çığlık atmak

- Cevahir'de dolaşıp kendime iki üst baş almak

- Akşama güzel bir yemek hazırlamak için Migros'a gitmek ve delicesine alışveriş yapmak. Sonrada bütün gün onları pişirmek .

- Arabayı yıkatmaya ve benzin almaya götürerek kocama sürpriz yapmak. Bu çok saçma oldu .

- Kuaföre gidip kendimi bakıma sokarak kocama sürpriz yapmak. Bu o kadar da saçma olmadı.

- Doğumgünü geçen iki arkadaşımın da aylardır almadığım hediyelerini bugün alıp sürpriz yapmak. Bu daha da saçma oldu.

- Virgül, Karakalem, Altyazı bilmemne bilumum entelijans dergileri toparlayıp sağlam para vermek.


Evet hayatımın şu noktasında paramla yapacak başka birşeyim yok. Para dediğin nedir değil mi...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Beşiktaş vs Galatasaray


Maç yazısı yazacak halim yok tabii ki anlamam etmem. Başka bişeyden bahsedeceğim.


Pazar günü Beşiktaş çarşısındaydım, maçla filan zerre alakası olmayan sebeplerle. Maç olduğunu bilem unutmuşum hatta, öyle gezerim pasajları filan diye düşünmüştüm. Aaa bir de ne göreyim siyah - beyazlı adamlar- kadınlar , kalabalık , kıyamet. 2 saat filan oradaydım. İlk defa Beşiktaş taraftarını televizyon haberlerinin dışında gözlemlemiş oldum hatta. Şimdi , yaklaşık 6 senedir, Galatasaray Ali Sami Yen stadı'nın tam arkasında bir apartmanda yaşayan ve her maç, özellikle derbi zamanı yeterince Galatasaray taraftarı da gözlemlemiş bir insan olarak bir taraftar karşılaştırması yapacağım. Bu arada Galatasarylı ya da Beşiktaşlı değilim yani hatta ben ne anlarım ulan futboldan hahaha


- Beşiktaş taraftarlarının arasında daha fazla genç kız - kadın vardı. Galatasaray taraftarlarının arasında da kızları görsek de, Beşiktaş'ın bu açıdan daha modern bir manzara sergilediğini söylemeden geçemeyeceğim.

- Galatasaray taraftarı süsüne püsüne, giysisine , formasına daha çok özen gösterir . Beşiktaş taraftarının da formalar, siyah - beyazlar tamamdı ama şöyle bir yüzünü veya saçını boyayan çılgınlar ordusu göremedik.

- Beşiktaşlılar'ın sloganları , şarkıları daha güzel demeyeyim de daha yaratıcı sanki.

- Şimdi tamamen bireysel gözleme dayanan bir saptama yazacağım. Bilenler bilir, Ortaklar Carrefour'un arka kapısına toplaşır Galatasaray taraftarı , öyle maç başlayana kadar. O yoldan geçerken tek başınızaysanız laf eden bir densiz mutlaka çıkar. Dün Beşiktaş'ta ellerinde bira şişeleriyle bağıra çağıra geçen sürü halinde taraftarlar vardı ama ben bir laf atma veya taciz gözlemlemedim. Kadın olarak tedirginlik veren bir atmosfer yoktu.

- Galatasaray maç sonrası da öncesi de, kazansa da kaybetse bir sinirlidir böyle,hafif agresiftir. Çarşı herşeye karşı güya ama cafelerde dönercilerde oturan gülen eğlenen tipler gördük biz hep.

- Beşiktaş taraftarının sokaklardaki yaş ortalaması daha küçük.

- Galatasaray taraftarı daha kalabalık gruplar halinde dolaşıyor veya öbekleşiyor.


Takım tutmaktan , futboldan anlamayan bir insanın tesadüfi sosyal gözlemlerini okudunuz. Bence dostluk kazansın.

22 Mayıs 2009 Cuma

Pikniklemek


Havaların ısınmasıyla beraber , babalarının ellerinden tutarak dağa bayıra yayıldıkları piknik konseptini yeniden yaratmak isteyen adamlar öncülüğünde canlanan piknik kavramı sayesinde, başınızı çevirdiğiniz her yeşillikte yayılmış aileler görebilirsiniz. Şahsen toplum baskısına uyarak katıldığım böyle bir piknik aktivitesinde geçen haftasonu yaşadıklarımdan yola çıkarak, sizlere faydalı olabileceğini düşündüğüm birtakım uyarılarda bulunmak isterim ;


1 - Piknik, evde yapılan börek, kek, kısır ne bileyim bilumum evkadını yiyeceğinin hazırlanması, etlerin yanına garnitür olarak sunulması esasına dayanır. Şahsen ben babalarımızın piknik öncesi Migros'a girip sadece 10 kilo et alarak bir bilinmeze yol açtıklarını zannetmiyorum. Gerekli hazırlık süreci önceden yapılmaz ve tüm gerekenler Migros'a girmiş 3 erkek çocuğuna bırakılırsa bizim gibi boğazda yemek parasına kıytırık bir piknik yapabilirsiniz.

2- Piknik yeri, en önemli ayrıntılardandır. Yola çıkalım nasılsa yer buluruz zihniyeti, özellikle güneşli bir günde İstanbul şehrinde bir avuç kalan yeşillikler için geçerli olmaz. Pikniğin ilk 3 saati arabada geçer, üzülürsünüz.

3- Piknik aktivitesinin en stratejik adamı olan mangal yakıcısı iyi seçilmeli, özgeçmişi iyice incelenmeli, gerekirse sözlü mülakata alınmalı ve kendisinden daha önceki mangal yakma eylemlerine dair sağlam referanslar istenmeli. Bizim mangalımızda olduğu gibi birbirini iterek "Yapamıosun oğluuumm" şeklinde bağırışan erkekler, açlıktan ilk bir saat turşu ve ekmek yemenize sebep olabilir. Hele ki, yan masalardan bir mangalcı amcanın olaya salça olması aşaması var ki, o konudan hiç bahsetmek istemiyorum.

4- Piknik , kene, börtü, böcek gibi konuları açmak ve bu konularda espri yapmak için doğru vyer değildir.

5- Alerjisi olan ve bu mevsim hiç hapşurmadığı için kendi kendine aptalca sevinen alerjikler . Böyle bir yerde herkese salyalarınızı saçarak hapşurabileceğinizi ve bu hapşuruk - burun tıkanıklığı - nefes alamama krizinin 3 gün sürebileceğini göz önünde bulundurun ve sorun kendiniz "Değer mi?" Değmezmiş anasını satayım hala hapşuruyorum.

6- Piknik alanında etleri yedikten ve bir fıçı birayı içtikten sonra siz yayılırken oğlanların yapabilecekleri bir aktivite önceden hazır edilmiş olmalı. Misal bir top, bir ip, bir uçurtma ne bileyim. 30 yaşında adamları eğlendirmek zorundasınız ve bu çok büyük bir baskı!

7- Son olarak, dönüşte arabaları sürecek alkol almamış birileri olmalı. Hala diğer arabadakilerden haber alamıyoruz, endişeliyiz.

15 Mayıs 2009 Cuma

Ordinary weekend


Bu haftasonu yapılacaklar listem;


1- Cumartesi karşıdan ev bakılacak. Sahrayıcedit, İçerenköy, Cadde kenarları, Üsküdar.

Sizden bıktım Ataşehir ve Çekmeköy, buralara bakıciim bu haftasonu

2- Eurovision ve Lost'un final bölümü bilumum abur cubur eşliğinde seyredilecek. Hadise'yi destekliyorum, Benjo'dan tırsıyorum.

3- Pazar günü kızlarla buluşup yeni yavrulayan arkadaş ziyarete gidilecek. Böyle planlar yapıyorum, ama Pazarları evden çıkmak istemiyorum.

4- Beşiktaş ve Taksim'de pasajlar gezilecek. Kendime güzel şeyler alacağım , hem de ucuz şeyler alacağım, kendime evet kendi kendime

5- Şu Elif Şafak'ın kitabı bitsin artık.

12 Mayıs 2009 Salı

Nisan Mayıs ayları titrer gönül yayları


"Yehuu tepitepiteyyy" bağırışları duyuyorum her taraftan. Havaların ısınmasıyla beraber herşey güzel olacak hissi herkesi hakimiyeti altına almış durumda . Hepimiz Bodrum'da bir yaz sezonu geçirecekmişcesine, hatta Mikanos'ta çılgın partilerde dağıtacakmışcasına hevesliyiz. Klimasız evlerimizi ve trafikte belediye otobüslerini düşünen yok tabi. Neyse düşünmeyin de zaten. Buyrun baharın gelmesiyle yapılacaklar listesine


1- Televizyonun karşısından kalkın ve spor yapmaya başlayın. Kalkamıyorsanız Ebru Şallı'yı açın bari o sizi motive eder.


2- Rejim değil sağlıklı beslenme diye düşünün ve cipsleri çikolatları uzaklaştırın.


3- Alışveriş merkezlerinin hakimiyetini klimasız yolda yürünmeyecek ileriki aylara kadar dondurun ve kendinizi boğaza, denize, bir su birikintisinin kenarına atın. Esen taze bahar havası hücrelerinizi yenileyecek.


4- Tüm sevdiğimiz markaların bahar / yaz sezonları bir süredir mağazalarda arzı endam etmekte malumunuz. Sakın iki havalar ısındı diye ilk indirimine bile girmemiş askılı bluzları toparlamayın. Geçen yazdan kalanlar bir ay daha idare etsin bakalım, yoksa aldığınızın yarı fiyatına aynı mağazadan kamyon kaldıran ablaları görüp üzülürsünüz.


5- Ayak ve el bakımı yapmak için kendinize zaman ayırın. Kimse ilk açık ayakkabı giydiğiniz gün size " zamanı yokmuş kızcağızın "diyerek anlayış göstermek zorunda değil . Pedikürsüz ayakların affı yok!


6- Çoğumuzun koskoca 3 ay boyunca tatil yapamayacağı ve tüm senenin stresini 15 günlükcük kısacık bir sürede atmaya çalışacağı malum ama tatil yapmak kadar eğlenceli bir diğer şey de tatili planlamak ! Nereye, ne zaman, kimlerle gidilecek, hangi otelde kalınacak vs.. daha bir çok ayrıntılı tatil planı yapmak , erken rezervasyon günlerinde oldukça eğlenceli.


Eh şimdilik aklıma gelenler bunlar, başka fikri olan varsa bekliyorum :)

24 Mart 2009 Salı

İstifa etmek için 20 neden


1- Başkasının cebi dolsun diye çalışıyorsan ve o başkasından açıkçası pek de hazzetmiyorsan

2- Kendini bazen köle gibi hissediyorsan, her yönüyle sömürülüyorsan

3- Çalışma zamanın günde 11 saatten ve haftada 5,5 günden fazlaysa

4- İşinde severek yaptığın bir tek şey bile sayamıyorsan.

5- 1 sene sonra bu işyerinde nerede olmak istersin sorusuna bön bön bakarak cevap veriyorsan

6- Yönetici olarak başında normalde selam bile vermeyeceğin insanlar varsa

7- İşten ayrılınca ne yapacağını planlamışsan

8- Yeterince birikmiş paran varsa,

9- En son ne zaman huzurlu ve dinlenmiş hissettiğini hatırlamıyorsan

10- Sağlığına ve insanlarla ilişkilerine iş hayatın zarar vermeye başladıysa

11- Son 3 senenin nereye uçup gittiğini hatırlamıyorsan

12- işyerinde başarılı olmak ile başarısız olmak arasında hiçbir fark yoksa

13- Sen de daha fazla potansiyel olduğuna inanıyorsan,

14- Yarın ölürsen daha istediğin çoğu şeyi yapamamış olarak gideceğini düşünüyorsan,

15- İşyerinde saygı yoksa,

16 - Sen gitmezsen birgün onlar sana güle güle diyecekse,

17 - Değiyor mu bunlara diye sorduğunda cevap belliyse,

18 - Sorunların kaynağı sadece bir kişiye bağlı ya da bir sürelik değilse,

19 - Bırakıp gitmeyi ilk defa deneyeceksen,

20 - Borcun yoksa,


Bence artık bırakıp gitmenin vakti gelmiş olabilir.

13 Mart 2009 Cuma

Mutluluk


İçimde tanımadığım biri var. Tahmin ettiğimden daha güçlü, tahmin edilemeyecek kadar beklenmedik birisi.

Daha tanışmıyoruz, ama bir yandan da sanki çok eskiden beri tanışıyorduk.

Bir şey hakkında istediğin kadar oku, düşün, dinle ve seyret kendin yaşamadan bir halt anlamıyorsun ya, biraz da öyle.


Play'a basabilirsiniz.

4 Mart 2009 Çarşamba

Play


Bir süredir hayatımın pause tuşuna basmış durumdayım. Herşey beklemede. Bilmiyorum sadece bana mı oluyor. Kafama taktığım, planladığım gibi gitmezse olana kadar tüm planlar rafa kalkıyor.

Temiz düşünüyorum, iyi düşünüyorum. Böyle düşündüğüm şeyler olur biliyorum.

Artık "play" tuşuna basmak istiyorum.

2 Mart 2009 Pazartesi

Küçük Kahramanlar


Yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki çocukların hepsinin ortak bir özelliği var . İlkokul öğrencisi olmalarının, okulları tarafından bir çocuk tiyatrosunu seyretmek için bizim salona getirilmelerinin, sahneye tiyatrocular çıktığında duydukları coşkunun haricinde.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz çocukların hepsi konuşma ve işitme engelli. Bir firmanın çocuk tiyatrosunun kendilerine özel gösterimi için bizim salona geldiler. Salon 500 adet ilkokul öğrencisi içeri doluştuğunda olduğu gibiydi ; yerlerde yuvarlananlar, kavga edenler, merakla ve uslu uslu oyunun başlamasını bekleyenler.

Tek bir farkla, salonda çıt çıkmıyordu.

Bu küçük kahramanlar, ne kadar isteseler de "herhangi" bir çocuk olmayacaklar. Kaderlerinin onlara daha yaşamlarının başında taktığı çelmeyi öyle güzel savuşturmuşlar, öyle güzel gülüyor, öyle heyecanla iletişim kuruyorlar ki, onlar umudun küçük kahramanları.

Bu resme bir daha bakın. Sonra bir de dönün aynaya bakın. Onlar kadar mutlu
olmadığınıza eminim.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Dua


Sizde eminim ki benim gibi görüntüleri izlemekten, internetten takip etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Kırılmış bir teneke oyuncak gibi bu sabah toprağa iniş yapmış Thy İstanbul - Amsterdam uçağı. Başka bir ülkenin yabancı ve soğuk topraklarına.

Bugün o uçağa bakan ve kazanın haberlerini okuyan 100'den fazla insan, şok oldu, yıkıldı, hayatlarının belki de en acı gününü yaşadı.

Uçakla yolculuk çoğu insan için korkutucudur, yurtdışına uçak yolculuğu ise 2 kat korkutucudur , bütün o kontroller, bekleyişler insanı gerer. Uçağa bindiğinizde hemen varalım gittiğimiz yere isteriz. Yolculukları seven insanlar vardır evet, ama uçak yolculuklarının çok büyük hayranları olduğunu zannetmiyorum.
Bu kazadan sağ salim kurtulan THY yolcuları için, bu hayattaki ikinci şanslarını iyi kullanmalarını diliyorum. Ölümden dönüp yaşayacakları hayatlarının onlar için bir yeni hayat olmasını diliyorum.

Hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Bir de bir daha hiçbir uçak düşmesin istiyorum.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Çalışan Kadınlar İçin Çabuk Hazırlanan Yemekler


İşten gelince evde yemek yapmak için çok az zamanım oluyor. Zaman sorun olmasa da zaten ben bitik oluyorum. Yemeksepeti sen de hoş bir seçeneksin evet , ama arada bir yemek lazım senden . Bir de bilmiyorum sadece bana mı öyle oluyor ama, iki gün fast food yesem üçüncü gün pantalonun beli sıkıyor. Bütün bu nedenlerle, çalışan kadınlar, işte sizlere kısa sürede yapılan, fazla zahmet gerektirmeyen, 4 şipşak yemek seçeneği ;


1- Ton Balıklı Makarna = Makarnamızı normal normal haşlayalım. Suyuna biraz ayçiçek yağı ve tuz atmayı unutmayalım ki yapışmasın onlar. Makarna kaynar suda 15 dakika hopladıktan sonra bir tadına bakalım, yumuşaksa süzelim. Güzel makarnalar süzgeçte beklerken bir konserve ton balığını, salça ya da doğranmış domates artık hangisi kolayınıza geliyorsa tencere de iki çevirelim, yarım konserve mısır koyalım içine, bir de evde varsa kekik ya da nane. Makarnayı da tencereye geri koyup gene iki çevirelim. Sonra da yiyelim mis gibi, yarım saatte pişen bu makarnayı.


2- Fırında Kremalı Patates = İki patatesi dilim dilim doğrayıp borcama dizin. Borcamınızın olduğunu varsayıyorum, o bile yoksa sizin için yapabileceğim hiçbir şey yok. Üzerine marketten aldığınız 1 paket hazır kremayı boca edin. Fırına koyun, 150 derece filan olsun ısısı. 15 dakika fırında kaldıktan sonra , üzerine rendelenmiş kaşar ve maydanoz ekleyebilirsiniz. Bunu ekledikten sonra bir 10 dakika daha, toplamda 25 dakika filan fırında kalan patatesinizi yerken çok beğenen insanlara da "Aman çok kolay yaptım" demeyin, değerini bilmez o maymunlar!


3- Pırasalı Kuşbaşı Tavuk = Bir sap pırasayı ince ince doğrayıp tavaya atın, 10 dakikada suyunu salıp büzüşür onlar, hemen kuşbaşı tavuklarımızı da tavaya koyun. Hoş onlar sizin tavuklarınız ama nedense inatla bizimmiş gibi konuşuyorum, farkındayım. Üzerlerine evdeki bilumum baharattan ekleyin, ben çeşni kullanıyorum, hazır olanlarından. Kuşbaşı tavuklar 15 dakika sonra filan bir çatal darbesiyle ikiye bölünmeye başlar ve içleri pişmiş gibi görünür. O aşamada, varsa eğer gene hazır krema koyalım üzerine. Pırasa ile krema şaşırtıcı ama iyi bir çift oluyorlar. 10 dakika daha tavada kalsın, gidin sofrayı kurun . Sonra da bütün tavayı yiyin tek başınıza .


4- Tahinli Milföy Lokması = Bu şimdi yazacağım bir tatlı , beğenmeyenin alnını ben ve görümcem karışlıyoruz açıkçası. Milföy hamurlarını alın, onlar böyle kare gibi oluyor, iki kareyi yanyana koyun temiz bir yere. Bakkaldan bir kavanoz tahin alın, tahini bir kaba dökün. İçine "aldığı kadar" toz şeker koyun. Arada bir tadına bakın , şekerin tadı yetmiş mi, ona göre ayarlayın. Bir de içine dövülmüş ceviz koyun . Bu karışımı bizim milföylere döküp, dürüm gibi sarın. Sonra bu dürümü 2 cm kalınlığında dilimlere bölün. Bu kestiğiniz lokmacıklar 150 derece ısınmış fırında 10 dakika kızaracak . Sonra çıkarın. Soğutmadan abanıp yemeyin insanın dili yanıyor sonra.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Çingeneler ve Ben




Nagyida Çingenleri salonu bastı ! Gösteri başlamadan önce salonda tıkırdayan topukları ile dolaşıp, sahnede 20 kişi zıplayarak dansediyorlar. İlgi fena değil. Gene de , pazarlamak için Karayip Korsanları filan mı deseydik diye düşünmüyor değilim. Başroldeki çocuk andırıyor biraz, hem de belkim daha fazla ilgi görürdü. Amaaan neyse ne.


Bir de şirket yemekleri kesti. artık ne istiyosak kendimiz parasını verip yiyecekmişiz. Hoppala yavrum yaz geldi, çarşıya kiraz geldi, ne diyim ?


Bunların dışında ne desem boş, bir arkadaşımın bebeğine tuttuğu bakıcıları istikrarlı bir biçimde kaçıyor. Bir diğeri kocasıyla barıştığını sanırım bizden saklıyor. Biri iki ay sonra Tuğrul diye bir erkek doğuracak, diğeri umuyorum bu yaz evlenecek filan.


Tabii ben bu insanları çok az görebiliyorum. Telafi etmek için bol bol bol bol şirket telefonundan konuşuyorum. Aman kesilen yemek azalan şahsi maliyetim daha da azalmasın diye durumu telefon faturasıyla dengelemeye çalışıyorum.


Bir de, sanırım bana yakında madalya takacaklar bu kadar çalıştığım için onu bekliyorum.
Not= Esra , hoşgeldin

15 Şubat 2009 Pazar

Çok Güzel Hareketler Bunnar Ooo Yeaa


Cuma günü "Çok Güzel Hareketler Bunlar" bizim salondaydı. 1800 kişilik salon bir üniversite kantini gibiydi diyebilirim. Bu kadar genç bir kitle başka bir gösteride izlediğimi hatırlamıyorum.

Televizyonda oldukları kadar eğlenceli olduklarını gördük. Tabii ben Digiturk 'te olduğu için henüz keşfedilmemiş "Laf Ebeleri" ni daha çok beğeniyorum ama :)


Neyse mikrofonlar bozuldu, ecel terleri döküldü, balkonda biri sevgilisine evlenme teklif etti, sahneye bir ara Fatoş Hanım'ın kızı çıkıp aşk şiiri okudu ( Ne alaka di mi?) falan filan.

Sonuçta ben iki gündür işe gitmiyorum. Daha düzeltemediğim iki hikaye yazdım. Pazar sabahı güzel bir kahvaltı ettim. Evde tatlı yapıp yedik, çileğe çikolataya doydum.

He, bi de Eternal Sunshine of the Spotless Mind seyrettik sevgililer gününde.Güzelmiş, enteresanmış. Yüzeysel yorumumu etkilenmiş olmama verelim.

Yukarıdaki foto bir gösteride neden ısrarla fotoğraf çekmemenizi anons ettiklerinin delilidir. Böyle iğrenç çıkıyor işte !!

12 Şubat 2009 Perşembe

Garip İsimli Kızın Dövmesi


Tanıdığım çeşit çeşit insan var. Bazılarını seviyorum, bazılarını sevmiyorum. Bazıları hep yanımda olsun isterim, bazılarıyla tesadüfen bile karşılaşsak günümün içine eder. Kafamda etiketli hepsi .Bazıları başrol, bazıları karakter oyuncusu, bi kısmı figüran.

Bu yanda dövmesini gördüğünüz kız, sevdiklerimden, karakter oyuncularından, ne yapacağı tahmin edilemeyenlerden. Rolüne pek sadık kaldığı söylenemez ama ümit vaat eden oyunculardan. Tüm dünya ağzına sıçsa da dönüp nanik yapanlardan.

Bu dövmeyi niye yaptırdığı da, yaptırış hikayesi de, yaptırdıktan sonrakiler de komik ve güzel hikayeler. Ama ben sadece onu internet çöplüğüne kaybolmamacasına eklemekle yetiniyorum.

Lav ya garip isimli insan !

10 Şubat 2009 Salı

I-Phone Beni Korkutuyorsun


I-Phone, dostum sen nasıl bir belaymışsın ya..

Telefon açmaktan başka her işe yarıyorsun , ok. Çektiğim resimleri elimle büyütmesi, küçültmesi süper, o da tamam. Elimde gören herkesin "Ooo yeni mi?" muhabbeti yapması da anlaşılabilir. Ama, küçük iPhone, tatlı iPhone, neden kendi kendine sağı solu arıyorsun ? Neden kapattım zannettiğim telefonlar kapanmadan normal ekranına dönüyorsun ?

Pis iPhone, hain iPhone, ayıp etmiyor musun ? Sosyal hayatımı, dedikodu kapasitemi bitirdin. Telefonda kibar konuştuğum müşterinin arkasından iki laf edemiyorum, telefon kapanmamış olabilir mi diye.

Her şey tamamdı da bir paronoyaklaşmam eksikti. Ne zaman dedikodu yapmaya başlasam aynı bir yavşak gibi tedirgin oluyorum, iPhone'u buluyorum, açık mı kontrol ediyorum .

Bi sen eksiktin iPhone.





9 Şubat 2009 Pazartesi

Yağmurlu Günler Canım



Yağmurlu sabahlara uyandığım için güne rahat başlayabiliyorum 2 gündür. Bilmiyorum, yağmur yağınca sanki herşey daha güvenli, net, bana ait. Yağmur yağan hiç bir günün sabahı kötü bir şey olamaz, böyle düşünüyorum.

Onun dışında, akşam çalışmıyorum, sinemaya gideceğim ," Yes Man" , uzun zamandır vizyonda, ben yeni vakit bulabiliyorum. Sinemadan önce yemek de yeriz. İstinye Park'taki sinemanın içinde "Yoort" diye bir şey var , ondan da yerim muhtemelen. ( Ve bütün dünyayı yiyen kız durdurulamadı...)

Sonra yarın da Amway'in işini yapıyoruz. Tüm gün çalışıyor olacağım.

Bir de bu haftasonu İzmir'e gitme planlarım var gündemde ama, onu hiç bilemiyorum , şimdiden cayar gibiyim.

Neyse, sabah uyandığımda yağmur yağdığı sürece sorun yok.




7 Şubat 2009 Cumartesi

İşyerinde Çalışmak Yerine Yaptıklarım


Bir grup deliyle beraber çalışıyorum. Çalışma saatleri saçmaladıkça iş ahalisi de saçmalıyor. Yukarıda 15 gündür izinsiz çalışan bir kızcağızın kafayı yediği anı görüyorsunuz.


Bugün son 3 haftadır günde ortalama 15 saatimi geçirdiğim işyerinde çalışmak yerine neler yaptığımı yazacağım . Buyrun ;


- Ekşi sözlük okuyorum, bazen de , işte ne biliyim author kızdırdığında, ya da güzel bir film seyredip onu anlatmak istediğimde , yazıyorum

- Gazeteleri ve beğenmesem de merak ettiğim tüm köşe yazarlarını okuyorum.

- Bildiğim tüm online shopları geziyorum.

- Sahibinden. com'dan ev bakıyorum. Şimdikinden daha ucuza ve daha güzel bir ev ararken kendimi aylık 5000 Euro kirası olan boğaz manzaralı evlerde gezerken buluyorum. Hayalgücümü geliştirdiğine inanıyorum.

- Viva diziport .com! Seviyorum oni.

- Blog yazıyorum.

- Kimsenin okumadığı korku hikayeleri yazıyorum ve xasiork.com'a gönderiyorum bazen .

- Google 'a zengin olmanın yolları, iş kurmak, girişimcilik , vs... gibi kelimeler yazıyorum. Beni şaşırtacak bir şeyler ararken, nasılsa hep kolay yoldan zengin olmanın formülünü buluyorum!

- Çay almaya, kahve almaya, tekrar çay almaya gidiyorum. Kahve içiyorum , fal kapatıyorum, fal bakıyor ve baktırıyorum. Bunları neden yaptığımı hiç bilmiyorum.

- Boktan toplantılarla zamanın geçmesine bayılıyorum .

- Bazen pencereden bakıp buraya son geleceğim günü hayal etmeye çalışıyorum...

5 Şubat 2009 Perşembe

Nazo İzmir'den bildiriyor




Sevgili kardeşim izmirden bildirecek böyle bazı bazı. Buyrun İzmir'den esintiler ;






la casalinga


tatildeyim,akşamları çıkan ve gündüzleri oturan bir insanım şu sıralar. İstanbul planlarım suya düştü ve gündüzleri müzik dinleyerek,bazen annemin işyerine giderek,ablamla konuşarak falan vakit geçiriyorum. Akşamları bizim evin orlardayım,alışveriş,çikolata ve laklak. Ders?.. Ne münasebet!! Ama tıp öğrencilerinin adli tıp stajı notlarını inceliyorum. Ondan sınav olsam 5 alırım.


Ayrıca dün parmaklarımdan bir ordu yarattım kendime,kan kırmızısı ve siyahla,güzel oldu,bu yazıyı yazan bu ordu blogda yer almalı.


İzmirden sevgiler!

3 Şubat 2009 Salı

Fak Yu PMS !


Yarın Vakko'nun gecesini yapıyoruz. Bütün gün para peşinde koştum, catering, ödemeler, önümüzdeki hafta olacak iş, gelmeyen başbelası bir sözleşme , grup satışlar... Yorgunum, hastayım.

Şöyle gidip güzel bir fön çektirmek istiyorum. Evet ben sabah bir fön çektiriyim, elbise giyerim, topuklu.. Tırnaklarımı kendim yapayım akşam. Eve gitmeden hatta Clementine'de yemek yemeye kandırayım adamı.. Of insan içine çıkacak gibi bile değilim. Eve bir şeyler söylemekten de nefret ediyorum artık, yemek sepeti görmek istemiyorum seni bir süre.

Sonuçta bir gün daha geçti . Nereye kadar böyle geçecek bilmiyorum, sonunu düşünen kahraman olamazmış ( Şu an kendimden iğreniyor ve ağlıyorum biliyor musun...)

İstifa edeyim. Nereye istifa ediosun . Zaten maaşın yarısını yatırmışlar. Zam filan da yok. yeter ulan biri beni keşfetsin artık ! Ya da nasıl zengin olacağımı anlatsın.

Yarın zaten kayıp gün. Neyse kokteyl var, belki bir - iki kadeh içerim.



31 Ocak 2009 Cumartesi


Salona gene Çinliler geldi . Hopluyorlar, zıplıyorlar, garip kokan çin yemekleri yiyorlar ve çok nadiren gülümsüyorlar.

Bu hafta ve önümüzdeki hafta buradalar. Hafta içi Ankara'ya gidecekler, Allahtan Ankara'ya onlarla Burcu gidiyor. Bu soğukta bir otobüs Çinli ile turne şu an çekebileceğim en son şey olurdu heralde.

Birazdan saat 15:00 seansı başlayacak, sonra akşam 21:00 . Sabah sıcak bir evi ve yatağı bırakıp çıktım anasını satıyım. Neyse,karşılığında para veriyorlar diyip bu konuyu kapatıyoruz.

Davetliler, davetiye isteyenler, çocuklarını gösteri izlesin diye getirenler , yerini beğenmeyenler , mutlu sevgililer, liseliler ,filan, falan. Kalabalık . Büfe satışları. Hostes ekibi.


Bazen zamanın benim için sonsuza kadar donup kaldığını düşünüyorum. Ve 60 yaşında da hala burada çalışıyor olacağımı...

26 Ocak 2009 Pazartesi

Karabasan


Rüyamda denizin üzeri ahşap kütüklerle kaplıydı. Birer birer denize gömüldü ahşap kaplamanın parçaları. Altından pis bir deniz çıktı, dalgalı, fena..Atlarım karşıya kadar yüzerim diye düşündüm. Atladığım anda akıntı beni uzaklara, çok uzaklara sürüklemeye başladı. Elini uzatıyordur diye ona tutunmak istedim, elini uzatmıyordu.

Sonra uyandım.

Galiba uyandım.

25 Ocak 2009 Pazar

Pazar Günü Para Harcamadan Neler Yapılabilir?


Bugün tam bir terbiyesiz insan gibi bir pazar günü hiç para harcamadan neler yapılabilir onları yazacağım .


- Yardımsever bir arkadaş sayesinde Lost'un yeni bölümleri seyredilebilir.

- Boğaz'da bir tur atılabilir.

-Hava soğuksa alışveriş merkezlerinde dolaşılabilir ama bu parasız yapılınca biraz bunalıma sürükleyebilir tabii.

-Mağazaların kozmetik reyonlarında ürün denenip "sample" dedikleri küçük numuneciklerden toparlanabilir.

- Beyoğlu'nda sergi gezilebilir.

- 52'lik bir iskambil destesiyle fal bakılır, oyun oynanır, kağıttan ev yapılır.

- Spor salonlarına üye olma bahanesiyle gidilip ne var ne yok gezilebilir, hatta bazen ücretsiz masaj filan hediye ediyorlar.

- Otomobil satan bir bayiide deneme sürüşü yapılabilir.

- Misafirliğe gidilebilir. Hele hala- teyze kontenjanı önümüze börekler , çörekler bile serebilir.
- Ya da televizyon kanalları arasında delicesine sörf yapılıp, laptop'la dünyaya bağlanılabilir.


Ayın son Pazar'ı aklıma gelenler bunlar. Belki birine yardımı olur diye yazdım. Yoksa ben de para çok, yani, para harcamayacaksam evden çıkmaya dahi tenezzül etmem :)

22 Ocak 2009 Perşembe

Pollyanna Vol. 1


Hayatın güzel olmasının bugünkü sebepleri ;


- Para kazanıp zengin olmamın yolunun çikolata aşkımdan geçebilme ihtimali.

- Lost'un yeni sezonun başlamış olması

- Pazar çalışmayacak olmam

- Aybaşına ve maaşa az kalmış olması

- Maslak'ta Çin Büfe diye bir yer olması

- Benjamin Button'ın evde beklemesi

- Arabayı paralel parketmeyi % 78 oranında öğrenmiş olmam

- İki yeni ayakkabımın olması


Böyle de yüzeysel bir insanım


20 Ocak 2009 Salı

Kavgacı Kadını Sakinleştirmenin Yolları


Kavga anında bazen öyle bir noktaya geliyorum ki, beni ne sakinleştirir onu ben bile bilmiyorum. Ne yaptığını ve ne dediğini bilmeyen bir deliye dönüşüyorum. Yalnız olmadığımı da biliyorum. Benim gibi kavga anında türlü sebeplerden delirmiş kadınların karşısında gün geçmiyor ki bir oğlan çocuğu " Ama sevgilim affet.." diyerek çaresizlik içinde çırpınmasın.

İşte bu nedenle, gayet aklım başımdayken, böyle anlarda erkekler nasıl davranmalı onu yazıyorum. Çünkü görüyorum, hep yanlış yapıyorsunuz..


- Konu kıskançlıksa, "Sen benim için en güzelisin" demeyin. O ne öyle kuzguna yavrusu güzel görünür gibi.. "Benim için" kısmını kesin atın hatta. Hiç bir kadın sırf sizin için güzel olmakla yetinmez. En iyi yöntem kıskançlık kavgasını geri püskürtmektir. Siz daha kıskanç olun evet! Şöyle de bir olay olmuştu, sana da bilmemkim bakmıştı ben olayı büyütmedim bile diyin. Zeytinyağı olun. Kıskanılırken yumuşayan kadın konu neydi unutacaktır.


- Karşınızda yüksek sesle sizi azarlayan bir kadın olduğu için şalterleri kapatıp off durumuna geçmiş olabilirsiniz. Ama olmaz, bir kavgada susmak ölümcül hatadır. Çünkü bir kadın duracağı yeri bilemez, saatlerce aynı konudan bahsederek n giderken sonsuza şeklinde sinirlenebilir. Arada bir saçma da olsa bir kaç cümle kurun. Kavganın en ateşli anında "Yemekteyiz başladı izleyelim mi? " filan gibi bir cümle riskli olsa da denenebilir.


- Kendi siniriyle kendini döven kadın kendinden geçip terk etme tehditleri savurmaya başladığında yapabileceğiniz en büyük hata " Yapmaaeauuu" diye yalvarmaya başlamaktır. Cool olun . Korkudan altınıza etseniz de çaktırmayın. Beni terk etme diye yalvaran ama terk edilmemiş bir adamın tarihte var olduğunu zannetmiyorum.


- Kavga, küslük ve terslik sekanslarıyla uzuyorsa, karşınızda saatlerce susan ve nesi olduğunu sorduğunuzda "Yok bişeyim..." diyen bir kız varsa artık yapılacak tek bir şey kalmıştır ; Alışveriş . Evet, kız arkadaşınız hangi sosyal ve kültürel sınıftan olursa olsun koca bir moda sektörünün üzerine döndüğü bir geni hep beraber paylaşıyoruz. Haklı mücadelesinde ısrarlı sevgilinizi çaktırmadan da olsa bir alışveriş merkezine götürürseniz, Zara'ydı Mango'ydu derken ne kavga kalır ne hüzünbaz süzüşmeler.


Açıkça anlatabildiğime inanıyorum.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Vicky Cristina Barcelona




Bu filmi sevdim .


Mantıklı ve şüpheci kadın da, seksi ve çatlak kadın da, özgür ve baskın kadın da var içinde.


Bu kadar birbirinden farklı kadınların aynı adamın peşinden sallanıp yuvarlanarak koşuyorlar , tam da film kahramanlarından bekleneceği şekilde. Filmle ilgili notlar ;


- Scarlett Johansson 'un selülitleri varmış heyoooo


- Penelope Cruz'a yıllardır ulan yolda yürüse dönüp kimse bakmaz diye çamur atardım, yarebbim çok pişmanım..


- Vicky'i oynayan Rebecca Hall'un hakkı yenmemiş mi şimdi ? Filmin başından sonuna kadar neredeyse esas kız kendisi , afişte kendisinden eser yok. Artı olarak da güzel bir arkadaş, heralde Holivud'un acımasız starları bunu çekememiş, biz varken sana mı düşer afiş demiş. Zaten biraz ezik bir kıza benziyor.


- Başrolde Javier Bardem için şöyle yakışıklı böyle çekici, ölüyorum bitiyorum ,gibi yorumları okuduktan filme gittim.Pek beğenmedim, adam bizim tatil yerlerinde İngiliz kızlara yazan yağız kalimero gençlere benziyor.


- Barcelona , Ovieda , bunlar güzel yerler


- Evlenmek üzere iken kocasını aldatan kız güya, o kocayla mutlu olacak ...hiç gerçekçi değil.




Filmi izledikten sonra salondan çıkan erkeklerin suratlarındaki hayalkırıklığını izlemek ise en eğlencelisiydi. Eee, kolay mı, sen birbirinden hoş hatunların tepişmelerini izlemek için sinemaya para bayıl, üç tane taş gibi hatunun bir kazma için ne dolaplar çevirdiğini görüp şoke ol.
Evet şoke ol çünkü bunu hakediosun!




18 Ocak 2009 Pazar

Yeniköy Kahvesi


Bu pazar çalışmıyorum !

Güzel pazar sabahları için fiks bir programım vardır. Programın 3. maddesi dışarıda edilen güzel bir pazar kahvaltısı.

Yaz güneşinin kötü bir taklidi gibi parlamaya çalışan güneş iliklerimizi ısıtırken, nerde ne yesek ,napsak diye kararsız kaldık. Karar verme ile ilgili büyük problemlerimiz var.
Her neyse, pazar sabahları azıcık güneşi gören tüm İstanbul ahalisi bizim gibi sokaklara dökülmüştü. Ortaköy'de otoparklar doluydu, Bebek'te trafik sıkışıktı, Kale 'de masalar neredeyse sokağa taşmıştı ...
Derken İstinye'yi de geçtik ve bu kadar kalabalık bana pazar pazar çok gelmeye başladı. Tam tansiyonum düştü açlıktan diye hursuzluk yaratmak üzereydim ki, bir kaç ay önce çay içmeye gittiğimiz "Yeniköy Kahvesi" geldi aklımıza.


Küçükken çok sevdiğim ve bir yaz tatili boyunca döndüre döndüre okuduğum " Gizli Bahçe " diye bir kitap vardı. İşte bu Yeniköy Kahvesi'nin girişi tam bir "Gizli Bahçe" . Yeşillikler arasında uzanan bir merdivenle oflaya puflaya tırmanıyorsunuz. Tam "Sana geliyorum Allah'ım" diye nefesinizin kesildiği anda karşınıza çıkıveriyor.

Sigara içenler ve içmeyenler için ayırılmış iki ayrı kapalı kısmı ( sigara içmeyenlerinki bayağı küçük tabii) ve yazın çok güzel olduğunu tahmin ettiğim bir açık bahçesi var, boğaza nazır. Aile işletmesi gibi görünen Yeniköy Kahvesi'nde birbirinden tatlı ve becerikli kızlar servis yapıyor, oldukça da hızlılar.

Fiyat / fayda analizi yaparsak, iki ayrı çeşit kahvaltı tabağı, mıhlama,iki kaşarlı simit, ikişer çay, patates tava ( yyuuuhhh beaaa) yedik ve toplam 50 TL verdik. Eh bence gayet iyiydi boğazda bir pazar kahvaltısı için. Yediklerimiz gayet güzeldi, doyduk, şikayet edilecek hiçbir şey de bulamadık hatta . Bıktırıcı pazar sabahı kalabalıklarına kahvaltı etmek niyetiyle girip hayattan soğumamak için tekrar tercih ederiz diye düşünüyorum.


Eh, her şey güzel olacak diye bir kural yok, burada da ne yazık ki nakit dışında paranız geçmiyor, yani kredi kartınıza , yok efenim ticket- sodexho nuza güvenip te gitmeyin. Para çekmesi için giden kocamı beklerken kendimi rehine alınmış bir tutsak gibi hissettim ve gazete okur gibi yaparak tedirgin bakışlarla etrafımı süzdüm....


Tavsiye ediyorum.