22 Aralık 2010 Çarşamba

Yoğun Bakım Manzaraları

İki gündür hastanedeyiz, bebek de yoğun bakım da. Yazınca ne kadar da korkutucu geliyor. oysa hala nefes alıyor, hastane odasında divana uzanıp tv seyrediyor, müzik dinliyor ve şu anda bunları yazıyorum. Sanki her şey normalmiş gibi .
Bebek koridorun sonunda yoğun bakım kapılarının ardında. Ben yeterince ezik davrandığım için doktorlar da bana yeterince iyi davranıyorlar. İlk sabah ağlayıp bayılma havalrındaydım ama şu an daha iyiyim. Bir de şöyle bir acı gerçek var ki, ne kadar ağlasan da bir yerde susmak zorunda kalıyorsun.
Neyse, bu gün durumu daha iyiymiş. Doktorumuz daha iyi konuştu. Ciğerlerde, kanda, idrarda vs..bir şey yok, sadece gırtlakta iltihap gibi mi ne , bilmiyorum işte, bir şey var nefes borusunu tıkayan, o eriyene kadar solunum cihazına bağlı kalacak. Arada bir uyanır gibi oluyor, tekrar uyutuyorlar, çünkü emekleyerek kaçmaya çalışıyormuş. Bizi 4-5 saatte bir yoğun bakıma alıyorlar görebilmemiz için , bir kaç dakika yanında duruyoruz.

Bunların dışında bu kadar iyi bir hastanede tedavi görebildiğimiz için tabii ki çok şanslıyız. İçimizi rahat tutmaya , olumlu düşünmeye çalışıyoruz. Ama tabii bana şu an Secret kitabını verseniz onu size sadece yaratıcı bir yolla iade edebilirim, okuyacak halim yok.

Peki günlerdir "21 Aralık 'da kötü şeyler olacakmış" diye Susan Miller'dan okuduğum şeyleri söylenerek gezmenin sonucunda 21 Aralık'ta bizim hastanede olmamız nedir ? Çağırmak mıdır hakkaten ?

Son olarak ;

Doktor Tamer Bey, doktorlara tanrı gibi davrananları şu an anlıyorum ve mümkünse gelip bizimle evde yaşamanı istiyorum, pembe oda senin olur zaten boş duruyo.

Yoğun bakım sekreteri kız çok güler yüzlüsün ama gene de bi daha görüşmesek olur bence.

Yoğun bakım doktoru Meral Hanım, bizi istediğimiz zaman içeri soktuğun için bence sen çok iyi bir insansın

Şirketimin aldığı ilk büyük yılbaşı partisi organizasyonunda tüm işlerini başına yığdığım sevgili ortağım, sevgili kız arkadaşı ve sevgili kardeşi, size güveniyorum gençler.

Tosun, çık artık ordan da eve gidelim.

7 Aralık 2010 Salı

Noel Baba'ya Hala İnananlar İçin...



Yılbaşı hediyesi göndermenin değişik bir yolu , çocukları sevindirmenin garantili yöntemi...Hemi de şurada indirimde

http://www.ekoloni.com/

21 Kasım 2010 Pazar

TATİL SONU MOTİVASYONU


Evet bugün tatilin son günü. İlk olarak bunu kabul etmeniz lazım. Şurada kalan bir kaç saati daha kanırtma hevesiyle "Hayııır, bitmediiii, hayııırrr" inadına girmemeniz lazım.

Tatil bitti. Yarın iş günü. Berbat bir trafik ve tatil sonrası depresyonlu insanlarla aynı caddeleri dolduracağız. Tatil fotoğrafları , normal hayatı inkar edercesine internete upload edilecek. Ve eminim ki hiç bir patron hiç bir çalışanından %100 verim sızdıramayacak.

Benim açımdan sorun yok açıkçası. Uzun süreli duraklamaları sevmem. Tatil matil tamam da, e hayat devam etmeyecek mi? Nereye kadar evde otur, ya da gez, ya da boş boş bakın. Her şey bi yere kadar işte. Hem kimsenin zenginliğin yolunu , hayatının aşkını ya da önemli bir buluşu tatilde bulduğunu zannetmiyorum. Silkelenip kendinize gelin. TATİL BİTTİ !

Bu yazıma yıllar öncesinden gelen enfes bir şarkının sözleriyle nokta koyuyorum.

" Gidene bay bay, gelene hay hay...."

20 Kasım 2010 Cumartesi

Olanlar Bitenler


Evet bir kez daha her şeyi halleden kadın olarak karşınızdayım. İşyerini açtım, yeni bakıcıyı buldum, arada bir doğum günü ve bir bayram telaşesi atlatıp, bir yandan da bebeğin çıkan no 5-6-7. dişleri ile boğuştum.

Anlatacak çok şey var. Bebekle, işle, hayatla ve benimle ilgili. Ama ne yazık ki şimdi alışverişe çıkmalıyım ve sonra eve koşup Erenimoya sarılmalıyım.

Ama geliyorum. Yakında buradayım.




21 Ekim 2010 Perşembe

Yardıma İhtiyacım Var

Fena halde yardıma ihtiyacım var. Çok kötü durumdayım.

Şirketi açmak üzereyiz, ofisi tuttuk, eşyaları aldık. Aylardır evde oturan ben iş hayatına adapte olmaya başlamıştım. Her şey biraz fazla hızlı ve güzel gidiyordu.

Ta ki gecenin köründe çalan telefona kadar. Bakıcımız gayet güzel ebelenmiş. Gecenin köründe yağmur altında bebekle beraber yollara düşmek, ama hiç bir işe yaramaması. 8 aydır yanımızdaki kızın sarılıp ağlayıp vedalaşması.

Sıfır uykuyla duruyorum ve ne yapacağımı bilmiyorum. Yani genelde ne yapacağına dair bir fikri olur insanın ama benim beynim durmuş durumda.

Yeni bir bakıcı bulmak gerekiyor. Nasıl olacak ? Nasıl güveneceğim. Of gene her şey sil baştan. Belki Tolga'nın annelerini çağırırım bakıcı alışana kadar dursunlar diye.

Bir de ortağıma anlatmak lazım durumu.

Acaba işten şirketten vaz mı geçeyim ? Biraz daha beklemede mi kalayım ? Ya da bir bakıcı alıp körlemesine iş diye direteyim mi?
Nasıl uyutacak bebeği ? Nasıl oyalayacak ? Nasıl alışacağız yeni gelecek birine ?

Tek bildiğim ...yardıma ihtiyacım var.

19 Ekim 2010 Salı

Yoksa Bu Oğlan Ezik Mi?

Oyun grubu mu , bebek okulu mu , görmemişin çocuğu olmuş nereye parasını atacağını şaşırmış mı , artık ne derseniz deyin adına, bebeği haftada bir gün bir saat bir yere götürüyorum. Yeni açılan bir yer, Eren'den başka iki tane daha bebek var onunla aynı yaş grubunda . Bu gün ikinci gidişimizdi.
Velhasıl bebek kalabalık ortamda kişilik değiştiriyor bunu anlamış oldum. Böyle bir sinik, ezik. Karşısında hadi yürüyelim, hadi oynayalım diyen oyun ablalarına bir tırsarak bakmalar... Dokunsan ağlayacak hareketler. Yerlere saçılmış boyalar, makarnalar, köpükler arasında özgürce oynaşabilecekken, ezik ezik bakmalar. Evet, evet doğru kelime bu, ezik oluyor benim bebeğim toplum içinde. Bi de hepsi yetmezmiş gibi oyun grubundaki diğer 6 aylık kız bebeğe yanık yanık bakmalar... Halbuki kızın umrunda mı acaba ? Acaba? Kız çatır çatır küpleri üstüste dizerken bizimki anca küpe parmağını sürüp deneysel çalışmalarda bulunuyor.
Evde neşeli, kahkalar atan, iki dakika zor zaptettiğimiz bu oğlan kalabalık ortamda süt dökmüş kedi, ürkek üveyik...Bakalım daha neler göreceğiz.

Önemli Not = Ateş'in annesi Belgin, blogunu çok beğeniyorum, senin sayende külotlu çorap buldum Eren'e ama yorum yazılamıyor blogunda, mail adresinde yok.. Hani niye kimse bana yorum yazmıyor fln diyosan diye :)

17 Ekim 2010 Pazar

Pazar Pazar


Üst diş geliyor, hem de bangır bangır geliyor. Güle güle huzur , elveda uyku. Abartıyorum biraz tabii, ama bu yeni huylar ? Suratıma bakıp yüzünü buruşturarak ağlayan bu çocuk ? Tutturmak ve inat etmek ? Ve benim bebek uyuduktan sonra her akşam 1 kadeh şarap içmem ? Sanırım kendimi alkolle avutuyorum . Hangi filmden öğrendiysem sanki burası New York benim adım da Amanda .


Neyse, bir de burnu tıkandı . Tonimer sıkıp duruyorum burnuna. Her gün okyanuslarda yüzse bu kadar okyanus suyu yutmazdı bebiş. Her odada nemlendirici çalışıyor, ev ananemin kilerinden daha berbat şekilde nem kokuyor . Öksürükten korktuğumu da anladı zaten, ilgimi çekmeye çalışırken yalandan öksürüp yan gözlerle bana bakıyor . Abartmıyorum gerçekten yapıyor. Ya neyse galiba biraz abartıyorum ama sonuçta yalandan öksürüyor işte ben korkıyım diye.


Bir de size de öyle geliyor mu ? Sanki herkes size sadece siz onlara kötü davrandığınızda iyi davranıyorlarmış gibi geliyor mu? Ne dedim ben şimdi ?


Tamam tamam sustum.


15 Ekim 2010 Cuma

Ne Zayıflatıyor ?


Her gören soruyor, nasıl zayıfladın. Bakın yazıyorum ne zayıflatıyor.


Spor zayıflatmıyor. Yürüyüş zayıflatmıyor. Haplar zayıflatmıyor. Elma sirkesi zayıflatmıyor. Sabah ılık limonlu su zayıflatmıyor. Vücudu streçlere sarmak zayıflatmıyor. Bilumum çaylar zayıflatmıyor. Yeşil çay da dahil. Yavaş yemek zayıflatmıyor. Sakız çiğnemek zayıflatmıyor.


Yememek zayıflatıyor.


Nokta.

14 Ekim 2010 Perşembe

Bebek vs Ben


Çocuk sahibi olmanın yerleşik ve düzenli bir hayata açılan bir pencere olduğunu düşünen insanlara çok gülüyorum bugünlerde. Hem de öyle böyle değil... Bilmiyorum akıllarında çocuk sahibi olmayı nasıl bir şey zannediyorlar, ve sıkıcı bir hayatla, durağan ve sabit bir düzenle özdeşleştriyorlar. Arkadaşlar, büyük bir sırrı açıklıyorum, çocuk sahibi olmak demek, bütün dünya ve içindekiler patlamaya hazır bir kola kutusu gibi aşağı yukarı sallanıp dururken sakin ve dengeli kalabilmeye çalışmak demektir.


Bebek daha geçen aya kadar emeklemeyi bile beceremezken şimdi geceleri bir arkamı dönüyorum, yatağında ayağa dikilmiş pis pis sırıtarak bana bakıyor. Birdenbire yürümeye çalışmalar, bu çalışmalar sırasında bol bol yere kapaklanmalar. Bir de , yani bu cümleyi kurarken bile komik geliyor ama, istediği şeyleri söylemeye başladı. Mama diyor, al diyor, baba diyor , abla diyor.. Peki anne diyor mu? Anladınız siz cevabı, neyse...


Tüm bu değişimlerin, minik kol çantası bebeğimin, istediklerini yapan asi bir bebeğe dönüşme sürecinin en hayret verici kısmı da şu ; bana gıcık olmaya başladı. Yo abartmıyorum, hayır halüsinasyon görmüyorum . Bebeğim , bana bildiğimiz gıcık oluyor, benimle yemek yemiyor, uyutmaya çalıştığımda uyumuyor, ninni söylemeye başladığımda kıkır kıkır gülerek dalga geçiyor... Hoş bunun bebeğin anneye karşı normal bir tepkisi olduğunu söyleyen milyon tane kitap okudum ama. Ne diyim ya.


Bir de okula başladık , ben ona bebek okulu diyorum. Haftada bir gün, bir saat giderek sosyalleşecek , biz de onu bu kış günlerinde oyalamanın bir yolunu daha bulmuş olacağız . İlk seferimizde beni de şaşırttı ve bol bol ağladı. Ağlayıp korkarak bana doğru sokulmasından ve bana sarılmasından psikopatça bir zevk aldım. İtiraf ediyorum, hiç bir aşık bir anne kadar bencilce sevemez ve ben de bir istisna değilim...


Hep beni sevsin sırf beni sevsin :P

13 Eylül 2010 Pazartesi

Tosun'un Bayramı

Bebekle gezdik durduk bu bayram. Akrabaları turladı bizimle, marifetlerini sergiledi. Cadde'de tur attı havalı, havalı. Ben Dükkan Burger'de biraları götürürken arabasından pis pis baktı bana. Ünlü olsaydım bir elimde bira bir elimde bebeğime yedirmeye çalıştığım meyva püresiyle fotomu çekerlerdi kesin .
Sonracııma, Maltepe sahilinde bayram sabahı bomboş bir yerde sabah kahvaltısı yaptı. Son anda arabasına tırmanıp elindeki kaşarı almaya çalışan bir kediden annesi onu kurtardı. Sahilde sabah yürüyüşü yaptı, salıncaklara bindi.
Arkadaş gezmelerine gitti. Onu seven insanlara temkinli yaklaştı. Gene de fazla terslemedi.
Aydos'a pide yemeye gitti. Bildiğimiz kıymalı kaşarlı pideden 2 dilim yedi, kendini aştı. doktor duymasın.
Sitede salıncaklara bindi lömbür lömbür sallandı. Rüzgar esmesine rağmen salıncaktan kalkmak bilmedi.
Oy kullanmak için bizimle tee eski mahalleye geldi, eski arkadaşlarımızı ziyaret etti. Pusulaya parmak bastırmayı bile düşünüyordum ama abartmayalım dedik. Oy verip dönerken yolda yağmura yakalandı, arabaya yetişene kadar sırılsıklam oldu. Islak kedi yavrusu gibi araba koltuğunda otururken korkmasın diye ""a negzel di mi oğluum yağmuuur" filan dedim .Nezaketen gülümsedi.
Kısacası bu tatil ona yaradı, maceradan maceraya koştu. Sıpa ya. Adam oldu.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Mışcasına Bayram


Bu bayram öyle bir bayram edin ki tanıyan tanımayan kıskansın. Türkiye'yi ilk defa gören bir Avrupalı'nın her halta şaşıran ve inceleyen çocuksu heyecanıyla yaşayın bu bayramı hatta, sanki ilk defa böyle bi şey görüyormuşsunuz gibi. İkram edilen şekerlere , baklavalara " Ooo ne kadar da otantik ve değişik bir kültür" kafasıyla yaklaşın.


Ziyaret edeceğiniz yaşlı akrabalarınız varsa elinize dökülen o limon kokulu kolonyayı en son ne zaman kokladığınızı hatırlamaya çalışın, ama sakın teyzeleşip kolonyayı kafanıza sürmeyin. Çünkü ele dökülen bir kolonyayı ancak bir teyze ya da amca kafaya sürer ve oh ferahladım valla der.


Sonracıma rejim yapanınız varsa koyun beline gitsin bu bayram yumulun tatlıya gilikoza. Akşam saatleri abartmayın ama , şekeriniz fırlar, sinir yapar.


Bu bayram hiçbir yere gidemiyorsanız, anlatacak havalı bir tatil hikayesi edinemiyorsanız, bunu kendinize dert etmeyin, cebinize kalan hayali paraları düşünün. Bu bayram havalı bir tatile gidiyorsanız da , ilk gününden eşe dosta havasını atmaya başlayın anasını satıyım, boşuna mı gittiniz oralara ? Ben olsam önümüzdeki on gün bayram tatilimi anlatırdım mesela...


Bu bayram telefon açmayı unutmayın yaşlılara. Biliyorsunuz kuş gibi telefon bekliyorlar böyle zamanlarda , acı ama gerçek. Bu arada sevdiğim herkes benden önce gidecekse 90 yaşına kadar yaşamayı istemezdim bea.


Bu bayram İstanbul'da yağmur yağarsa , size yakınlığına göre, Bağdat Caddesi, Nişantaşı, Beşiktaş, İstiklal gibi bir yere gidin. İşte o zamanlar şehir bizim, Yağmurlu Sabahları Sevenler Kulübü üyelerinin oluyor çünkü.


Neyse, ne yaparsanız yapın Pazar günü bayram mayram yok. Cts son. Değerini bilin.


İyi bayramlar.


5 Eylül 2010 Pazar

Alışveriş Listesi

- Kalyon tırnak cilası
- Dar siyah deri mont
- Gri uzun hırka ( çok uzun olmayabilir )
- Saç boyası ( kızılımsı olabilir )
- Light labne peyniri
- Dr Oetker Light Puding
- Meyve şekerli çikolata
- Tırnak törpüsü
- Maydonoz
- Çorap
- Fotograf makinası ( Bu makina olayıyla ilgili yazacağım)

Neyse ya ne gereksiz bi post oldu bu böyle di mi..İdare ediverin belki almanız gereken bi şeyleri hatırlamışsınızdır. En azından..Ne biliyim