28 Ocak 2010 Perşembe

Kısa Kısa


- Oğlanı bakıcısıyla bırakıp arkadaşlara oturmaya gitmek uzun zamandır yaptığım en zor işti. İçimde şüpheler, felaket senaryoları vs.. ile kıvranırken ilacımın ne olduğunu biliyordum. Annemi aradım. Oğlanı bırakmaya korkuyorum ya bi şey olursa dedim. Ne yapsın senin çocuğunu kadın dedi. Bir de bırakmıyacaksan niye kadına para veriyorsun dedi. Titredim ve kendime geldim.

- Baileys bu kış günlerinde çok iyi gidiyor.

- Taşınma işi Cumartesi gerçekleşecek, öyle ya da böyle taşınıcaz biticek diye kendimi avutuyorum. 8 senedir oturduğum semtten gerçekten ayrıldığıma üzülüyorum. Neyse Maltepe ve Narcity, umarım size çabuk alışırım.

- BAileys hakkaten güzel içki.

- İyi ki doğdun Ayşe.

- Haftada yarım kilo vererek bu 15 kiloyu 30 haftada yani yedi buçuk ayda vereceğim gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptı.

- Neyse Baileys.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Bakıcılı Hayat, Oh Ne Rahat...mı?

ŞİMDİLİK

Artılar ;

- Ütü, çamaşır, günlük temizlik, sofra kurma kaldırma, vs..gibi sevmediğim işlerin hepsini yapıyor. Mutfakta da yamaklık yapıyor, kesiyor, doğruyor, hazırlıyr.
- Bebeği seviyor, güldürüyor, kucağına alıp gezdirerek ona hayatının saltanatını yaşatıyor.
- Akşam bebek uyuyunca odasına çekiliyor, yanımızda oturuyor ne konuşacağız derdi yok.
- Daha önce 3 sene çalıştığı aileden sevgiyle bahsediyor, dedikodu yapmıyor. referansı da gayet iyi.
- Acil durumlarda telaş etmeme, panik olmama gerek yok, artık yalnız değilim.

Eksiler ;

- Daha birbirimizi hiç tanımıyoruz. Referansları çok çok iyi olsa da anne olmak paranoyak olmak demekmiş bunu anladım.
- Onun da bir ailesi var ve tek amacı memleketine dönene kadar para biriktirmek. Her an el sallayarak uzaklaşabilir yani.
- Bebeğime iyi bakacak mı, zaman geçmeden bunu da anlamam imkansız. Sonuçta bir yerde sanırım onun vicdanına kalmış oluyoruz.

Öff..
Neyse , herşey çok güzel olacak. Secret.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Let İt Snow..Let İt Snow..


Kar yağarken evde yapılınca tadı daha fazla alınan şeyler;


- Kestane ve mısır patlatmak

- TV karşıında yorganıda üzerinize çekip sarışmak

- Sıcak şarap içmek

- Ev üretimi de olsa sucuk ekmek yemek

- Pencereden dışarıyı elde bir sıcak içecekle seyretmek

- Tarçınlı kurabiye pişirmek, o güzel kokunun evi sarması

- Bilumum kar - christmas şarkılarını çalmak

- Haberlerden yol - hava durumunu seyretmek

- Bol bol fotoğraf çekmek


Bugün de kar yağışı devam ediyor. Başka bir şey istesem olacakmış (mıymış acaba..)

18 Ocak 2010 Pazartesi

Çok Üzdüler Beniii


Bazen hakikatten insanların karşısındakini acıtmaktan aldıkları zevki anlayamıyorum. Sanırım herkes karşısındakini kendi gibi bildiği için oluyor böyle. Benim bir insanı incitmek en büyük korkumdur mesela, çünkü üzülen bir kalbi çok zor tamir edersiniz, hatta bazen geri dönülemez derecede kırarsınız karşınızdaki insanı. Böyle bir hata yapmaktan çok korkarım . Her insanın incinmeye müsait zayıf noktaları vardır, hepimizin kendiyle ilgili açık noktası vardır.

Ben genelde zayıf noktalarımı saklamaya çalışırım, itiraf ediyorum. Güçsüz olmak istemem, herşeye gülen neşeli pozitif bir insan olmaktan mutluyumdur genelde. Üzüntülü insan rolünü yakıştıramam kendime.

Ama işte bazen olmuyor demek ki, bazen zayıf noktalarınız dışarıdaki insanların görebileceği kadar açıkta duruyor. Bazen savunmasız ve güçsüz oluyorsunuz.

Doğumdan sonra kendime gelmeye çalıştığım bir süreçteyim. Doğuma tam 30 kg alarak girdim, 2 ayda 14 kg'i gitti. Yavaş yavaş, haftada yarım kilo- bir kilo veriyorum. Emzirdiğim için fazla zorlayamıyorum tabii. Bir de bebekle uğraştığım için saçım başım üstüm dökülüyor, ben de farkındayım bunun. Bu geçici bir süreç diye düşünmeye çalışıyor, neşemi motivasyonumu düşürmemeye gayret ediyorum.

Bir kadının hayatında en güçsüz savunmasız olduğu dönemmiş doğum sonrası , bunu anladım. Ve benim kocamın sevimli ablası bu dönemde sanırım beni en çok üzecek lafları söylemeyi başardı.

Haftasonu önce eski fotoğraflarıma bakarken, aa kız gencecikmiş ne kadar yıprandı yaşlandı dedi. Bu arada fotolar da 2 sene öncesinin. Bir de eve alınacak yardımcı kadın konusunda konuşurken eşime valla bu kadınlar seni bir güzel ayartır dedi. Yani şimdi böyle yazınca komik görünüyor farkındayım ama.. yani bi üzüldüm bi üzüldüm. Dalgasını geçemeyecek kadar üzüldüm hatta. Cevap veremediğim için içime oturdu bir tur daha üzüldüm.

Bir insan nasıl karşısındakini umursamadan böyle kırar valla anlamıyorum. Tek bildiğim böyle savunmasız, güçsüz, zayıf olduğum dönemde kalkıp da bana laf sokmakla uğraşan bu kadıncağızla arama biraz mesafe koysam iyi olacak.
Üff yazmak iyi geldi.

30 Yaş


30 oldum ve bir türlü yazamadım doğum günümde. Yanımda iki buçuk aylık bir bebiş olduğu için doğum günümde çılgın planlar yapamadım tabii ki. Unutmuş gibi yapan koca insanı öğlene doğru eve çikolatalı meyve sepetlerinden göndermiş onları yiyerek güne neşeli başladım. Sonra sevdiğim değer verdiğim bir sürü arkadaşım aradı, böyle günlerde arayanlarım olduğu için şükrettim içtenlikle. Sonra efendim bebekcağızım da 3 gündür kabızdı, doğum günümde kaka yaparak bana çok güzel bir hediye vermiş oldu :)

Akşamsa ne zamandır yemediğim çin yemeklerinden ziyafet çektim kendime. Bebekcik de erkenden uyudu sağolsun d.günüm olduğunu bilirmiş gibi. Güzel bir akşamdı kısacası.

Bir kaç gün önce, 15 ocak'ın ( tam da d.günüm oluyor) Oğlak burçları için önemli ve hayırlı değişimlere sebep olacak bir dönüm noktası olacağını okuduğumu söylemiştim . Bunu okuduğum astroloji sitesi www.astrologyzone.com'dan bahsetmiştim hatta.

Sonuç olarak, hayallerimdeki gibi bir eve taşınıyoruz ve çok iyi referansları olan bir yardımcı buldum, işe başlatıyoruz. Her şey başladığı kadar güzel gider mi bilmiyorum ama hayatımda ciddi değişimler olduğu ortada.

Bence şu siteye bir bakın, sanki burç yorumları tuttu gibi gibi

17 Ocak 2010 Pazar

Bakıcı Görüşmeleri

Yaklaşık 1,5 saat sonra evimize yarım saat arayla 4 bakıcı adayı gelecek. Hepsi faklı yaşlarda, hepsi farklı ülkelerden. İnternetten mülakatta neler sorulacağını iyice araştırdım, bakıcısı olan arkadaşlarımdan fikirler aldım. Gene de şu güzelim pazar gününü geçirmenin en iyi yolu değil bu görüşmeler. Bir de stres bastı yahu, sabahtan beri karnıma kramplar giriyor. Korkuyorum biraz, hep içimi rahatlatmak için söylediğim gibi , Allah'a emanet diyorum.
Yatılı bir yardımcı alma fikri zaten daha bebek gelmeden hayata geçirmemiz gereken bir fikirdi. Hep erteledim, hatta itiraf ediyorum, nasılsa evdeyim kendi başıma idare ederim dedim. Zaten oldum olası her şeyi halledince insana madalya takılacağını düşünen biraz aptal bir tarafım vardır. Yardım istemeyi beceremem.
Neyse , sonuç olarak olmuyormuş, ailenizden kimsenin yaşamadığı, apartmanda bir tandıkı komşunuzun bile olmadığı, eşinizin işyerinin 1,5 saatlik mesafede olduğu bu büyük şehirde, bir başına bir bebekle olmuyormuş işte. Yani, oluyor tabii ama , yalnızlık, korkular, tedirginlikler, bazen yorgunluk sabahtan akşama kendim bir lokma yemeyip bir de eve gelen koca için yemek hazırlamaya , evi toplu tutmaya çalışmak.. Belki daha kolay bir you olabilir diye düşünerek karar verdik yatılı bir yardımcı almaya.
Düşüncesi çok kolay gelmişti, bir yatılı bakıcı alırız hem ev işine yardım eder, hem bebeğin bakımına diyerek... Şimdiyse kadınların görüşmeye gelmesine 1,5 saatten de az zaman kala midemde kramplar, endişe dolu büzüşmüş bir suratla bekliyorum. Karşıma nası bir insan çıkacak, ya yanlış tercih yaparsam, ya kandırılırsam ? Ne olursa olsun, çocuğumu 1 saatliğine bile olsa onunla nasıl yalnız bırakıcam ?
Gerçekten Pazar gününü geçirmenin en iyi yolu değil.

14 Ocak 2010 Perşembe

Bebekli Markalar


Hayatıma bir bebek girmeden önce markaların hayatımdaki yeri Nine west'tir, Park bravo'dur, Mango, Zara, Mudo'dur filandır falandır sıralamasıyla giderdi. Şimdi ise alışverişten markadan anladığım bir sürü yeni şey var .Buyrun size bebeklilerin bildiği bebek markaları ;


- Mothercare = Sezondaki kıyafetleri başka mağazadakilerden pahalı olsa da kaliteli, indirim döneminde uygun fiyata da bir şeyler bulabileceğiniz, özellikle yatak takımları çok şık olan marka. Bir de alışveriş merkezlerinde çok var bunun şubesi.


-E- bebek = Bebek süpermarketi diyeyim. Bezden giysiye, anne ihtiyaçlarından çocuk oyuncaklarına ne arasanız var. Elemanları da ilgili, bir de kendi kart sistemleri ile bayağı indirim yapıyorlar. Herşeyi bir anda alıp çıkmak için çok ideal bir yer.


- Lansinoh = Emziren annelerin göğüslerinin çatlamaması için en yaygın kullanılan ve memnun olunan krem.


- Chicco = Oyuncaktan süt pompasına hatta şampuana kadar geniş bir bebek ürün yelpazesi olan marka. Ama herhangi bir ürünün en iyisi budur diye tavsiye edildiğini duymadım. Aaa pardon, göğüs pedlerini kullanıyorum memnunum :)

- Medela = Anladığım kadarıyla göğüs pompasında 1 numara. Valla değilse bile fiyatlarıyla ilk sıraya oturacağı kesin çünkü bayağı pahalı :)

- Nurse Harveys= İşte bir hayat kurtarıcı. Sevimli bebeğinizle eve geldikten sonra başlayan ve takribi 3 ay süren gaz sancılarına karşı işe yarayan tek bitkisel karışım!

-Avent = Pek çok ürün çeşidi bulunsa da en yaygın olarak yenidoğan emzikleri ve biberonlarında başarılı oldukları söylenir.

-Canbebe= Kullanıp atılabilir alt değiştirme örtüleriyle dahice bir buluşa imza atmışlar, mağazalarda aranılası!

- Nuk= Göğüs pedleri ve emzikleriyle tanınan markanın herhangi bir ürününü kullanmadım.

- Civil = Uygun fiyata bebek giyimi satan bir mağaza.

- Similac = Bebek mamaları arasında yenidoğanlara gaz yapmadığı için doktorlar tarafından tavsiye edilen marka.

- Fatoş emzik = Bakkal emziği diye de bilinen bu emzik türü rivayet o ki sadece eski bakkallarda bulunuyor ve emzik almayan bebecikler bile bu emzikle emmeye alışıyorlarmış. Valla ben söyleyenlerin yalancısıyım.

- Arçelik = Biberon sterilizatörü ve ısıtıcısıları uygun fiyatla satılıyor.


Valla daha var bissürüüü marka ama aklıma gelenler bunlar. Bebek olunca bir süre paracıklar bu markaların sahiplerini güldürüyormuş onu öğrendim .

13 Ocak 2010 Çarşamba

Sayıklayan Kadın


- Bu bebeğe hiç bir giysisi olmuyo artık . Yeni bebek yapacaklar o etiketlerinde 0-3 ay yazanlardan almayın kuzum. Daha birer kere giyilmemiş bebek kıyafetleerinden oluşan bir dolap var elimde. Hayır zayıflayınca giyer desem o da olmaz ki:)

-Akşama kalamar yemek istiyorum. Biri bana tavada sarımsaklı kalamar yapsın, onu çok seveceğim.

- Haftasonu göreceğim insanlar, ya yeter kilo almışsın diyip durmayın, doğum yapalı 2 ay oldu ve 14 kg verdim. yavaş yavaş gidio işte, daha napıyım ?

- Kocalar eve erken gelsin kampanyasında desteklerinizi bekliyorum efendim.

-Sonuçta o bir bebek ama bu kadar yüksek sesle gaz çıkarması bazen beni gerçekten korkutuyor.

- Rica etsem Ayşe Özyılmazel umurumda olan bir konuda yazabilir mi? Yazamaz mı? Umurunda mı değilmiş? E peki madem.

- Ho'oponopono galiba işe yarıyorsun garip şey. Okuyun, uygulayın, işe yararsa bi zahmet bana da haber verin.


12 Ocak 2010 Salı

En Kolay Kek Pasta Nasıl Yapılır?




Valla ne Dr. Mehmet Öz'ü tanırım, ne de Haluk Saçaklı'yı. Hayatımı kurtaran tek bir doktor varsa, o da Dr. Oetker arkadaşlar o kadar. Sayesinde yıllarca marifetli göründüm, evkadınlarının arasında öğrenci halimle bile ne marifetliymiş dedirttim. Çok güzel kek - pasta yaptığımı düşünen herkese buradan itiraf etmek isterim, onları ben dğil Dr. Oetker amca yapmış ben sadece karıştırıp fırına atıyordum.


Biraz reklam gibi oldu ama , kendinize, ailenize ne biliyim isteyerek ya da zorunluluktan tatlı bir şeyler yapmanız gerekiyorsa, şu ürünlerini öneririm ;


Dört Mevsim = Bu kutudaki karışımdan fındıklı çikolata parçacıklı meyveli kek oluyor. İçine yağ, süt ve yumurtasını karıştırıp, fırına koymadan üzerine artistik bir şekilde meyva dilimleri diziyorsunuz. Fırından mis gibi bir meyvalı kek çıkıyor, ben elma dilimleriyle yapıyorum bunu genelde. Abartmıyorum, şimdiye kadar 50 kere yapmışımdır, hepsinde yiyenler çok güzel olmuş nasıl yaptın diye sorar.


Kokoş Kek = Ortasında hindistan cevizli dolgulu çikolatalı bir kek olan kokoş, çayın yanında verilen kuru keklere iyi bir alternatif. Bunu da beğenmeyenini görmedim sadece yumurtaların sarılarıyla beyazlarını ayırma olayı var, o da olsun artık o kadar.


Köstebek Pasta = Yapması kolay muzlu bir pasta. Kreması filan da içinden çıkıyor. Ek malzeme olarak yumurta yağ filan dışında muz da var. Köstebek denmesinin sebebi sanırım kekin içini oyup muz ve krema yerleştirip, oyduğunuz kırıntıları kremanın üzerine serpiştirmeniz.


Çikolata şelalesi = İşte bu bildiğimiz mucize. Restorantlarda yerken "Nasıl yapılıyo bu yaa" diye düşünüp durduğum çikolatalı sufleyi, bunun sayesinde hava ata ata yemeklerden sonra tatlı olarak sunabiliyorum. Pişirmesi de çok kolay ve kısa . Tek kusuru içinden 4 porsiyon çıkıyor, kime yeter sorarım ?


Süpriz yapmak istediğiniz, ya da ne kadar marifetli olduğunuzu ispatlamak istediğiniz birileri varsa, veya sadece canınız şöyle güzelce hamurişine doymak istiyorsa, bunların hepsini dehşetle tavsiye ediyorum . Benim yüzümü hiç kara çıkarmadılar :)


Mona Lisa Smile


Şu an gene Digiturk'te gösterilen bu filmin hakkında bir kaç satır yazmaya değer olduğuna karar verdim. 2003 yapımı bu filmi seyredenleriniz vardır eminim. Kadınlar hakkında hem eğlenceli hem romantik bir senaryoyla çekilen film, göz kamaştırıcı oyuncu kadrosu dışında çoğu yönüyle eleştirilmiştir. Özellikle işlediği konuların sıradan ve alışılagelmiş olduğu söylenir.


Bense özellikle konusuna, bir de en çok adına bayılıyorum bu filmin. Yüzbinlerce başka filmde ve kitapta söz edilmiş olması , gerçekleri değiştirmiyor. Bu filmdeki gibi hala kadınların yeri "ev" ile "iş" arasında kısır dönüyor. Bir adamın hem baba olup hem çalışması marifet sayılmazken bir anne bunu yapınca , biraz anneliğinden, biraz çalışan kadın tarafından vazgeçmiş oluyor otomatikman. Bir de güzellik , zerafet, kadınlık mevzusu var. Kadının susması her toplumda ayrı şekillerde destek görürken, " karı gibi konuşuyor" lafı erkekler tarafından hakaret olarak algılanıyor.
Daha küçük yaşlarda en güzel hayatın zengin bir koca ile gelebileceğini öğreniyoruz, ve evlenmeyen komşu ablalara garip garip bakmayı. Kadın kadının kurdu oluyor böyle böyle işte, bir kadını en sizvri diliyle gene başka bir kadın yargılıyor.
Erkekler mi? Onlar sadece izleyici, sahnenin içine girmeyi bile istemiyorlar çoğu zaman.
"Mona Lisa'nın Gülümsemesi" her kadının suratına bu yüzden arada bir yerleşiyor işte. Suskun, sessiz, gülümsemeden başka her şeye benzeyen..


Mona Lisa Smile güzel bir film, denk gelirse tekrar izleyin, tavsiye ederim.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Defolun !


Kötü düşünenler, olumsuz düşünenler, hep kaybediyorum diyenler, sen de kaybedersin diyenler, korkutanlar, korkudan beslenenler, kötü senaryo yazıcıları, cesaret kırıcıları, iki kuruş aklıyla akıl verenler, zavallıyım diye ağlayanlar, ağlaya ağlaya bitiremeyenler, neden olmayacağını saatlerce anlatanlar, mutsuzluktan zevk alanlar, öğrenilmiş çaresizlik müritleri , baştan kaybedenler, mücadeleyi sevmeyenler, zorlukların karşısında sabun gibi eriyenler ve sayamadığım daha kimbilir kardeşleri...


Defolun gidin hayatımdan , sizi barındırmayacağım !

Off Çok İşim Var


Bu aralar her şey çok karışık.


Kuaföre gitmem fön çektirip manikür yaptırmam lazım. Şu çekmeköy'deki evi alıp almayacağımıza karar vermemiz lazım. Alacaksak taşınmak için hazırlıklara başlamak lazım. bebeğin üzerine hiç bir şey olmuyor danacasına büyüdü, ona yeni giysiler almam lazım. Kendime de bir kaç şey almam lazım. Ajanslardan biriyle randevu ayarlayıp yardımcı seçmemiz lazım, kadının yatılı mı gündüzlü mü olacağına karar vermemiz lazım. Bu bağlamda eve kamera almam lazım.

Sonracııma bir ara İzmir'e gidip gelmem lazım. Bebik ziyaretine arkadaşımın evine gitmemiz lazım. Aylardır aramadığım ve sıranın bende olduğu arkadaşlarımı aramam lazım. Banka kartımın yenisini bankadan istemem lazım.

Daha aklıma gelmeyen neler yapmam lazım kimbilir.

Sanırım önce iyi bir plan yapmam lazım