21 Temmuz 2010 Çarşamba

Doktor


Ya bebeğe yeni bir doktor bulmalıyım, ya da kendime çekmekle aşınmayacak bir sabır tespihi . Nerden mi çıktı ? Kendini halt sanan doktorlar lotaryasından çıktı efendim . Anlamadınız mı baştan başlıyım.

Doktorumuz hoş bir hanım, hastanemiz de güzel, isimli, güven telkin eden bir ticarethane. he, bebiş iyi olsun gerisi beni alakadar etmez sigorta var sonuçta . Bir de tabii kışın soğuk alıp 3 gün hastanede yatınca bebek, her anlamda daha titizim ya da daha evhamlıyım ya da manyaklık sınırlarında dans ediyorum bilemiyorum.. Yani sonuçta normal bir bebek annesiyim, çok aşırı bidurumum yok.

Ama ne zaman dünyalar sempatiği doktor hanıma gitsek, bir kestirme çabaları. Hani muayene 10 dakikadan fazla sürerse başımıza taş yağacak sanki. E hadi ona da eyvallah, bu yakada yeniyiz doktor bulamayız . Sorulan sorulara bu da sorulur mu bakışları. Şunu mu yedirsem bunu mu yedirsem desem, bir eksik ne yedirirsen yedir demesi yani. Ters kadın. Evet şu an çirkinleşiyorum , buyrun;

Bana bak tıp okuycam diye gençliğini yemiş , sonra da hazmedememiş suratsız kadın! Sen orda vakıf gureba hastanesinde mesai yapmıyosun, kimbilir o hastanenin kadrosuna girebilmek için ne kadar yırtındın ve ayda kaç bin milyar tl alıyosun. Bi zahmet sorulan sorulara adam gibi cevap ver , ve sanki azıcık konuyla ilgiliymiş sana muayeneye gelen bebeği de önemsiyomuş gibi görünüver. Sevimsiz. Gıcık. Tipsiz.

Bu Türk ddoktorlarına House, Grey's Anatomy filan izlettirmeyin kardeşim, hepsi kendini zekice ve ters cevaplar vermek zorunda hissediyor , bir artizlikler bi bişeyler, te allaım yaa.

Neyse bana yeni bir çocuk doktoru lazım galiba ya bununla birbirimize girmemiz sanırım yakın.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

İşe Gitmeyen Ama Çalışan Anne

İşte karşınızda çalışan bir kadının anne olduktan sonraki en büyük dilemması. E, hamilelik bitti, bebek geldi, iyi kötü düzen de kurduk bir kaç ay içerisinde.. Peki şimdi ne yapacağım ? Bebekten önceki günlerdeki gibi işe devam mı? Yoksa iş hayatına el sallayarak veda edip domestik eksenli yeni bir hayat kurmak mı..İşte bence sorun burada başlıyor.
Ben sadece kendi penceremden görüneni yazabilirim. Dolayısıyla aşağıda yazdıklarım tamamiyle beni bağlar. Ve her cümle "Bence" öyledir, herkesin deneyiminin farklı ve kendine göre olduğu gibi..
Ben çalışmamayı seçtim şimdilik. Hayatımın bunu seçebileceğim noktasına gelene kadar da açıkçası değil çocuk, evlilik bile düşünmedim. Evet mantığının sesinden başka bir şey dinlemeyen bir Oğlak burcuyum , o ayrı. Bebeğin yanında olmak, 3 aylıkken onu bakıcıya bırakmamak, mesleğim gereği gecenin körlerine kadar çalışırken evdeki bebek beni özlüyor diye düşünüp duygusala bağlamamak için verdim bu kararı. Herşeyi düşündüğümü zannetmiştim, ama düşünmediğim toplumun çalışmayan anneye bakış açısıymış, onu gözden kaçırmışım. Özellikle hemcnsleriniz sizi yargılarken acımasız davranabiliyor. Buyrun bakın üşenmedim maddeledim her zamanki gibi :)

- İşe gitmiyorsanız, bu sizin yan gelip yattığınızı gösterir. Çünkü bebekler ve çocuklar akşama kadar uslu uslu otururlar ve sizin yapacak hiç bir işiniz olmaz. Bu nedenle İşe gitmeyen anne, çalışmayan annedir.
- Çalışmayan bir anneyseniz, en elitist zevkiniz kadın programları izlemek olabilir ve eğitim -kültr seviyenizle ilgili çok yüksek beklentilere girilmemelidir.
- Eşiniz sizden daha baskın, daha akıllı ve daha yetkindir.
- Eğitimli bir kadın olarak evde oturuyorsanız en iyi tabiriyle kendinize yazık ediyor ve aptallık ediyorsunuzdur.
- Daha önceden çalışan bir anneyseniz, hayatı boyunca çalışmamış 60 yaşında dınının dınısı akraba teyzeler bile gördüklerinde ne zaman işe başlayacağınızı sorar.
- Çalışan kadınlar çocuklarından ayrılarak ne kadar büyük fedakarlıklar yaptıklarını tane tane anlatırlar ve siz otomatikman gelen bir suçluluk duygusuyla kafanızı sallayarak dinlersiniz.

Şimdi bu konuylailgili yazarken maddi zorunlulukları bir yana bırakırsak, şunu söylemek istiyorum ; Anne olduktan sonra çalışmak da, çalışmamak da birer tercihtir. İSteyen hayat içindeki iki rolü de beraber yürütmeye karar verir, işine geri döner. Hatta bu işe geri dönme mevzusunu, çok sıkılmıştım, nefes almaya ihtiyacım vardı kelimeleriyle açıklayan arkadaşlarım var, ki gayet normal karşılıyorum. İsteyen, biraz ara vereceğim, bir yaşına iki yaşına kadar der. İsteyen, çalışacağım ama kendi kurallarımla der ve bir maceraya atılır, kendi işini kurar ( ki blogger camiasında çok görüyoruz bu örneği) . İsteyen de hayır artık ben bir anneyim der evde oturur çalışmak filan aklına gelmez. Ben bunların hepsini normal, hepsini birer tercih olarak ve kişiye özgü görüyorum . Bence kimse kimseye açıklama yapmamalı. Herkesw istediği gibi bir anne olmalı.
Bebeğin her anında yanında olmak ne kadar güzelse, eminim hayatta annelikten başka vasıfların olması, başka bir role daha girebilmek de o kadar güzeldir.
Kimse birbirini yargılamamalı o nedenle, komşunun bahçesi herkese daha güzel görünebilir, ama hepimizin evi aynı sokakta sonuçta, hepimiz ANNEYİZ, , öyle değil mi?

13 Temmuz 2010 Salı

Tatilde


Tatilde bebek;

Denizi sevdi, sokaklardaan eve girmek bilmedi, nereye taşısak yanımızda geldi, bol bol terledi ve mızmızlandı, plajdaki tüm teyzelerin sevgilisi oldu, kaşıntılı kabartılar döktü, sivrisineklerin saldırısına uğradı, akşam gezmesinde tanıştığımız kabadayı bebekten korktu ve ağladı, kahvaltı sofrasına sulanmaya başladı, ananesi ve dedesine bilumum sevimlilik yaptı bu sevimliliklerin kendisine haçlık olarak döneceği günü bekliyor, bahçedeki kedi ve köpekleri oyuncak sandı kendisiyle ev gelmedikleri için ağladı, ve kısacası tatilin tadını o çıkardı anasını satıyım...


Tatilde ben ;

Yüzdüm , yandım, kumru yedim, içtim, para harcadım, rejimi bozdum, sonra rejimi toparladım, neredeyse her akşam balık yedim, teenager yıllarıma geri dönmüş gibi hissettim aile yanında, bir ara içimden sibel arna çıkacaktı, itinayla onu geri gönderdim, telefondan internetten uzak yaşadım, çalışanlar kızmasın çalışmayan anne olduğuma bir kere daha şükrettim, hayaller kurdum, kitaplar okudum, istanbul'a dönüş yolunda da hep sustum

24 Haziran 2010 Perşembe

Ortaya Karışık

Yarın yola çıkacağız, takip eden bir süre Çeşme'de keyif çatıyor olacağım. Bebeğin bu tatil olayına tepkimesi nasıl olacak bilmiyorum, ama iyi düşnmeye çalışıyorum. Denize girmeyi seveceğini , bütün gün eğlenip akşam yorgun argın deliksiz uykulara dalacağını umuyorum. Sıcaktan bunalıp çığlık çığlığa ağlayan bir bebek düşünmüyorum tabii, benim oğlum yapmaz öyle şeyler. ...mi acaba ?
Neyse, zaten evladım beni yaklaşık 4 aydır dişlerim çıkacak diyerek kandırıyor. Tabii bit kadar olduğu ve konuşamadığı için dişlerim çıkacak diyemiyor ama, ağzından mütemadiyen sarkan alyası, eline her geçen şeyi dişlerine sürtmesi filan bizi böyle düşündürtüyor. Hala da ne diş var ne kök. Hayır bebeğin her huysuzluğunu dişi çıkacak ondandır diye sineye çekmekten bıktım. Huysuzsan açık açık karakterini belli et güzel yavrum, dişin çıkacakmış gibi yapmana gerek yok.
He, tatilde sığabildiğim eski bikinilerimi giyeceğim, ki çoğuna sığıyorum. Evde herkes makarnaya, tatlıya, pilava abanmışken irademle savaşıyor ve rejimi bozmuyorum. Yalnız geçen baktım da doğumdan sonra zar zor sığdığım şu an şalvar modunda popomdan düşen eşofmanlara, ne inat karıyım yahu! Benimle inatlaşana yazık valla.
sevgiler, saygılar

22 Haziran 2010 Salı

Roma Notları




Evlilik yıl dönümü için gidip 48 saat kadar kaldığımız Roma ile ilgili notlar için buyrun buradan yakın;




- Her şeyden önce bebeği 2 günlüğüne emanet ettiğimiz çok sevgili kayınvalidem, kayınpederim, bakıcı ablamız , sizlere sesleniyorum, siz olmasanız bu kısa tatil de olmazdı. Canlarım benim, kuzularım, birtanelerim, bu kısa süre içerisindeki bebek bakım performansınız müthişti, tebrik ediyorum sizleri.


- Bebek, senin de hakkını veriyorum annecim, uslu durdun aferim, de 2 günde bizi unutup eve girdiğimizde " Kimdi len bunlar" dercesine şaşkın şaşkın bakman hiç şık olmadı di mi tontişim?


- İtalyan erkekleri gerçekten çok reröre efsanesine son noktayı koyayım , yakışıklılar mı bir şey diyemiycem ama hepsi takım elbise, hepsi jilet. Hatta 80 yaşında dede formatında amcalar bile keten gömlek, gömleğin cebine ipek mendil formatında takılıyorlar. Kızlar ise , yani yazması hoş değil belki ama, paspallar. Güzel kızlar tabii ki vardı ama güzel olsalar bile İtalyan kızlarının paçasından bir paspallık akıyor dostlar. Sonuç olarak bekar bir erkek grubunun gidebileceği en kötü yer seçtik Roma'yı , kurt italyan erkeklerinen fırsat bulup da kız tavlasalar bile kızlar paspal işte.


- Roma'da her yere yürüyerek gidilebiliyor ya da biz dönüp dolaşıp Roma'nın Sultanahmetini gezdik.


-Her yerde çeşmeler var. Aşk çeşmesi çok kalabalık. Yığınla insan foto çekip para atıyor. Çeşmenin önünde evlenip şampanya patlatan bir Türk çift gördük.


- Navona Meydanı diye bir yer var, kocaman bir meydan , sanatçılar ressamlar, müzisyenler, kafeler filan var. Bu güzel ortamda uzaktan halay çekermiş gibi bir takım hareketler yapan kızlar gördük. Yaklaşınca anladık ki grçekten halay çekiyorlar ve Türkler :)


- Aylardır içmediğim için Roma'da elimde içki şişesiyle gezdim. Limonçello diye bir içkileri var, küçük şişelerde satıyorlar. Alıp çantama attım her oturduğum yerde kolaya suya katıp içtim. Bira içtim, şarap içtim , onu bunu içtim. Bu nedenle Roma benim için çok neşeli bir yer.


- Roma'da çok yeşillik var her yer ağaç kokuyor.


- Şaka değil gerçekten öğlen 3 saat dükkanları kapatıp ortadan kayboluyorlar.


- Caddeye adımınızı attığınızda tüm arabalar durup yol veriyor. Garip bir histi.


- He bir de dondurmacılar çok güzel, insan neyi yiyeceğini şaşırıyor.


- Bu arada Blu express diye bir havayolundan aldık biz biletleri THY'nin yarısına denk geliyor, haberiniz olsun.




Son söz olarak, Roma çiçek kokulu, arnavut kaldırımlı, her sokağından şırıl şırıl çeşme sesleri gelen güzel bir şehir. Bence bir gidin.

1 Haziran 2010 Salı

Ay Neler Oldu Neleer...


- Bir haftadır babam bizdeydi. Bilmiyorum ben orada değilken İzmir'de zaman hiç akmıyor mu ama babam ne zaman gelse sanki ben hala 18 yaşındayım gibi. Manyak mıyım neyim.

- Torun sevgisi is bambaşka really indeed actually.

- Adalar gittik torun tombalak. Oğlum şaşırtıcı uslu tavırlarda bulundu ve babam Büyükada'nın en kazıkçı balıkçısında bir ufak içmeyi başardığı için eve babamın bir koluna ben bir koluna bebek girerek gelebildik .
- Evet oğlumu resimdeki gibi şebekimsi giydiriyorum. Çünkü hep bebek terminatöre benzeyen bir evlat istemiştim. Şimdilik yeterli potansiyel var gibi görünüyor.

- Sevdiğim bir arkadaşım evlendi nikahına gittik. Eski işyerinden insan manzaraları ve hatta hayaletler geçidi gibi idi. Mutluluklar diliyorum tekrardan :)

-Hafta sonu kayınvalidemler geleyoor , geleyooor, geleyoor amman...

- Minik tosuncuğumu pazar günü bir tanıdığın 2 yaşına giren çocuğunun doğum günü brunchına götürdük. Bir sürü minik insanın kahkahalarla sıraya girip palyaçoluk yapan kızcağızı hayatından bezdirmesini kucağımda bana çifteler atarak neşeyle karşıladı evladım. Pek eğlendi. Bu arada ne alaturka bir insansam hemen doğum günü pastasından filan kırıntı kırıntı yedirdim yavruma. Millet bizimle yaşıt bebeğine havuç püresini bile 40 kere okuyup üfleyip yedirirken benim çikolatalı pasta ve cevizli kek yedirmem garip bir hamle oldu sanırım. Uff zaten 2 gündür de ishal ya.. Neyse kapatalım bu konuyu...

- Şimdi inanılmaz eskidi artık bu konu ama LOST'U İZLEDİĞİM SAATLERE YAZILAR OLSUN SANA DA YAZIKLAR OLSUN J.J! Final nasıl olurmuş görmek isteyenleri de Grey's Anatomy'nin sezon finaline davet ediyorum efendim. O ne finaldi anasını satıyım be. Yemin ediyorum rüyama bile girdi. Böyle de dar bir hayatım var bu arada dizileri filan bir de rüyamda seyrediyorum.

- O değil de kardeşim sevgilisiyle kavga edip duruyor hiç hoşuma gitmiyor ya . Ben napiyim bi de bana ne düşer..

- Onu bunu bırakın bebek diş çıkarıyo galiba geceleri ağlayarak uyanmalar, gözümün içine bakarak dudağını yemeler, acı çeken minik bir surat, elimi çiğnemek istemesi... Çıkın artık pis dişler yeter ya.

- Son 8 kg'yi de verip hayatım boyunca kilo vermekten bahsedilen her ortamdan kaçmak istiyorum. Kaçmadan önce de bir tükürebilirim, o kadar sıkıldım çünkü. Hatta sadece tükürdüğüme de şükredin.


That's All Folks!

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Hain Koca


Bu gün tatildi ya ( Hoş bana hergün tatil...) sabah erkenden çıkıp günü değerlendirelim dedik. Önce bebişe yatarak yemek yiyemeyecek kadar danalaştığı için mama masası ve içinde oynasın kafamız rahat olsun diye oyun parkı aldık.

Eve dönüş yolunda caddebostan Cafe Nero'da bi kahve içtik. Bebek de usluydu o da mamasını içti filan. Resimde gördüğünüz üzere ortam huzur doluydu, serçeler tabaklarımızdan yemek yedi, hava sıcaktı, Nero'nun hatırı sayılır miktarda Splenda'sını ve kahverengi şekerini ceplerime doldurdum. Evet çok ayıp ama napıyım .

Neyse , sonra otoparka geldik . Aaa ne görelim. Arabamızın önüne bi adam park etmiş. Migros'a mal getiren bu adamı gitti koca insanı buldu. Ben bebekle arabanın önünde gezinirken bir baktım kocamla adam bağrışa çağrışa geliyor. Adam bayağı hönkürürken koca kişisi adamı medeniyete davet ediyor ezik ezik . Baktım benim temiz yüzlü kocam hayvani adam karşısında sinirinden kıpkırmızı ama bir şey de yapamıyor. Hadi bin arabaya , bebek var dedim. Kimse benim kocama bağıramaz dedim.

Sonra efendim, şeytani zekamla, adamın camında gördüğüm faturaların üzerinde adı yazan şirkette çalıştığını anladım. Adamın plakasını hemen cep telefonuma yazdım. Telefondan nete bağlanıp adamın çalıştığı firmanın telefonunu buldum ve aradım. Şu şu plakalı araç sizin mi dedim. Evet dedi. Başladım saydırmaya. Ne biçim elemanınız var dedim. Yanımızda bebek var kavga çıkardı dedim. Onu dedim bunu dedim. Karşıdaki adam anlıyorum hanımefendi filan diyip kapattı. İlgilenicem konuyla dedi.

Telefonu kapatıp gurur dolu gözlerle kocama baktım. Peki o bana ne dedi ? "Biraz abartmadın mı " dedi allahın cezası. Kıymet bilmez. Nankör. Bu mu şimdi bu üstün başarımın hakettiği karşılık ? Bu mu ?

Bak buraya yazıyorum koca insancığı, bundan sonra önümde seni tepeleseler bir tekme de ben atacağım. Haberin olsun.

18 Mayıs 2010 Salı

Bebeğinizi Nasıl Uyutuyorsunuz?


Bebek 6. ayını bitirdi. Bize her gün yeni bir sürpriz yapıyor. Bazen emeklemeye bazen konuşmaya çalışıyor. Bazen gecede 4 kez uyanıyor bazen deliksiz uyuyor sabaha kadar. Bu çılgınlıklarına alıştım ama son hamlesi hakkaten çalışmadığım yerden geldi.

Bu zamana kadar hep memede uyuyan bu küçük bey şimdi kucakta gezip dolaşıp , hatta hafifçe sallanıp öyle uyumaya başladı. Kafasına mı esti, sinirleri mi bozuldu neden böyle yapıyor bilemiyorum. Tek bildiğim uykusu geldiği halde dertli dertli oturuyor, uykuya direniyor. Onu uyutıyım diye bekliyor ama nasıl? Konuşabilse herşey daha kolay olacak ama..

Şimdi blogu takip eden sevgili anneler, sorum size, bebişcağızlarınızı nasıl uyutuyorsunuz? Ne zaman iyi geceler öpücüğü verip odadan çıkınca uyumaya başlayacak bu tomtom?

Nasıl?

Yoksa hiçbir zaman mı?

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Nasıl 20 Kilo Verdim?


Gelen maillerden anladığım kadarıyla hemen hemen hepimizin kilo problemi var. Yazın gelmesiyle iyice göze batan, uyku kaçıran bir problem hem de. Kiloları nasıl verdiğimi yazıyorum yoğun istek üzerine. Metabolizmanızla ilgili bir sorununuz, ya da bir sağlık engeliniz yoksa bence siz de benim gibi kilo verebilirsiniz.


- Kilo vermenin ilk kuralı ; yasak diye bir şey yok. tatlı da kebap da yiyeceksiniz. Sadece abartmadan, insani ölçülerde. Bir dilim pizza yeterli mesela. Bir dilim baklava yeterli yani. Tabak tabak yiyip yarın rejime başlarım diye kendinizi kandırmanın alemi yok.

- Saat 18:00'dan sonra yemek yok ! En geç bu saatte akşam yemeği bitecek. 18:00'den sonra sadece nescafe içtim, çay içtim ya da çok midem kazınırsa bir parça meyva yedim. Bu saate kadar çok yemş bile olsanız, bu saatten sonra yemeyerek kilo veriyorsunuz. Neden mi ? Hiç bir fikrim yok öyle işte.

- Haftada en az 3 gün spor. Hatta sipor sipor sipor . En azından çıkın bir yürüyüş yapın o bile çok farkettirecek. Ya hiçbir şey olmadı hareketlenin azıcık.

,- Tartılmak yok. Her sabah tartılınca kilo vermişseniz fazla yersiniz, kilo almışsanız moraliniz bozulur ve daha fazla yersiniz. Tecrübeyle sabittir. Ayda en fazla bir kere filan tartılın. Tartılmak yerine içine sığamadığınız bir pantalonu deneyebilirsiniz mesela her hafta.

- Günde 8 bardak su. Yüzyılın geyiği olduğunun farkındayım ama o sular içilecek arkadaşlar. Mümkünse sayıyla hem de.

- İstediğiniz her şeyi yiyin, her yemeği yapın ama abartmayın. Aç değilken yemek yemeyin mesela. Doyunca bırakın. Tabağınıza bir kaşık pilav koyun, doymazsanız bir daha alın.

- Tatlılara düşkünseniz benim gibi sağlıklı olanını kendiniz evde yapın. Beyaz şeker, beyaz unla yapılan şerbetli tatlılar, çikolatalı pastalar ve türevleri kilo vermenizin önündeki en büyük engel. Kilo vermeniz için şekeri azaltmalı hatta hayatınızdan çıkarmalısınız.


Hepinizin bol bol kilo verip acilen Adriana Lima'ya dönmenizi dilerim, saygılar.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Diyet Kurabiyelerim




Efendim , malumunuz doğum sonrası 20 kg verdim ve hala vermeye devam ediyorum. Benim gibi tatlıya düşkün bir insanın 4 ayda bu başarısı, bu boyda bu zekası gerçekten takdire şayan. Şimdi, bu kadar yediğim halde nasıl kg verdiğimin sırlarından birini paylaşıyorum sizlerle.


Yukarıda fotosunu gördüğünüz kurabiyeler, beyaz unsuz, beyaz şekersiz yaptığım tatlıların sadece iki çeşidi. Kakaolu esmer şekerli kurabiye ve pekmezli kurabiye. Düşük glisemik indeks rejiminin ilkelerine uygun bir şekilde hazırladığım bu kurabiyeler, kesinlikle kilo aldırmıyor, beyaz şeker, un, katı yağ içermediği gibi tatlandırıcı gibi kimyasal maddeler de içermiyor. Her yiyenin parmaklarını da yemesi ve bir tepsi de bana yap demesi üzerine diyet kurabiyelerimi sizlere arz ediyorum sevgili bloggerlar.


Talepler için bir mail yeterli, aynı gün kargoya veririm efendim.


Sevgiler, saygılar.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Düğün of Dınının Dınısı







Ankara'dan döndük. Yol fena değildi, tosuncuk bazı anlarda isyan edip kendini araç koltuğundan aşağı atmak istedi. Kocam yol üzeri her köftecide durup bir şeyler yemek istedi. İlk anneler günümdü, pek fena geçmedi. Bebekle düğüne gitmekte ayrı bir maceraymış onu da yaşamış olduk.



Yol boyunca "Neden , neden bana böyle yapıyorsunuz?" ifadesiyle suratımıza bakan evladım, düğünde tanıdığı tanımadığı herkese gülücükler dağıtıp bir yavşak bebek formatına büründü. Hayır adını da Taylan koymadık ki. Neyse anladım ki bebek görünce öpmekten okşamaktan çekinmeyen bir grup insanda bizim düğüne gelmişti. Bebeğimi sevmeye çalışan insanlardan nasıl kaçıracağımı şaşırdım. evet kılın önde gideniyim.




Genel olarak insanlar beni zayıflamış buldu. Ya ne olacağıdı diye düşündüm. Son iki aydır her gün spora gidiyorum ve akşam yemeği yemiyorum. Zayıfladım tabii. 20 kg verdim. şaşırın hahahaha Zayıfladım hehehe...ve kayış koptu bu noktalarda bir yerlerde net hatırlamıyorum.




Buradan yol boyunca pek pislik yapmayan oğluma, arabayı hızlı kullanıcam diye 270 TL cik ceza yiyen kocama, bebeği gezdirerek benim rahat göbek atmama vesile olan Atila Enişte'ye, bebeğimin kakalı bezlerini memnuniyetle çöpe atan Hakiki Malatya Doğal Gıda Pazarı çalışanlarına, Oturduğumuz yerlerde bebeğin biberonu için sıcak su getiren tüm garsonlara ve bebeğin ve hatta tüm misafirleerin uyumasını sağlayacak şarkı seçimleri için Ankara Gölbaşı Mogan Düğün Salonu Assolisti hanımefendiye teşekkürlerimi sunuyorum. Sağolun varolun efendim.





7 Mayıs 2010 Cuma

Bu Bir Bunalım Yazısıdır

Yarın sabahtan yola çıkıyoruz. Ankara'ya birinin düğününe gidiyoruz. Bu düğün yüzünden en iyi arkadaşlarımdan birinin düğününe gidemiyorum. Demin konuştum kızla , mutluluklar diledim. Bilmiyorum onun umrunda mı ama ben çok üzülüyorum onu gelinliği ile göremeyeceğim için. Kısmet değilmiş. Yuh artık bu cümleyi de kurdum iyice annem oldum.
Bir de üstüne iki tabak fırın makarna , antep fıstıklı çukulat ve yarım kavanoz nutella yedim. İyice strese girdim yarın düğüne gidiyoruz, bana şişko diyip etrafımda elele çember şeklinde dönecek bir akrabalar sürüsüyle karşılaşacağım diye. İçimden her şeye küsmek geliyor. Bahanelerin kimseye işlememesi ne kötü, kadın olmak ne kötü, sosyal ilişkiler ağı ne kötü, insanın kendisini sevmemesi ne kötü.
Tüm hayatımı değiştirdim ve 30 kg aldım çocuk yapmak için. Sonra kadının teki gelip lohusa halimle ağzıma etti. Unutmak, önemsememek istiyorum. Kadınlık hormonlarım izin vermiyor. En azından anneler gününü farklı bir yerde geçirebilmek isterdim.
Başarısız hissediyorum. 6 ayda 20 kg verdiğim halde kendimi şişko hissediyorum. Aklı mantığı yerinde bir "birey" olduğumu zannettiğim halde, kendimi yüzeysel bir kadıncıktan başka hiçbir şey gibi hissedemiyorum. Yüzümde maskeler, maskeler...
Bu ben olmamalıyım.
Yüzleşmekten korkmamalıyım.
Bunu okuyan birileri varsa dua etsin şu lanet düğünü atlatayım.