12 Ocak 2010 Salı

En Kolay Kek Pasta Nasıl Yapılır?




Valla ne Dr. Mehmet Öz'ü tanırım, ne de Haluk Saçaklı'yı. Hayatımı kurtaran tek bir doktor varsa, o da Dr. Oetker arkadaşlar o kadar. Sayesinde yıllarca marifetli göründüm, evkadınlarının arasında öğrenci halimle bile ne marifetliymiş dedirttim. Çok güzel kek - pasta yaptığımı düşünen herkese buradan itiraf etmek isterim, onları ben dğil Dr. Oetker amca yapmış ben sadece karıştırıp fırına atıyordum.


Biraz reklam gibi oldu ama , kendinize, ailenize ne biliyim isteyerek ya da zorunluluktan tatlı bir şeyler yapmanız gerekiyorsa, şu ürünlerini öneririm ;


Dört Mevsim = Bu kutudaki karışımdan fındıklı çikolata parçacıklı meyveli kek oluyor. İçine yağ, süt ve yumurtasını karıştırıp, fırına koymadan üzerine artistik bir şekilde meyva dilimleri diziyorsunuz. Fırından mis gibi bir meyvalı kek çıkıyor, ben elma dilimleriyle yapıyorum bunu genelde. Abartmıyorum, şimdiye kadar 50 kere yapmışımdır, hepsinde yiyenler çok güzel olmuş nasıl yaptın diye sorar.


Kokoş Kek = Ortasında hindistan cevizli dolgulu çikolatalı bir kek olan kokoş, çayın yanında verilen kuru keklere iyi bir alternatif. Bunu da beğenmeyenini görmedim sadece yumurtaların sarılarıyla beyazlarını ayırma olayı var, o da olsun artık o kadar.


Köstebek Pasta = Yapması kolay muzlu bir pasta. Kreması filan da içinden çıkıyor. Ek malzeme olarak yumurta yağ filan dışında muz da var. Köstebek denmesinin sebebi sanırım kekin içini oyup muz ve krema yerleştirip, oyduğunuz kırıntıları kremanın üzerine serpiştirmeniz.


Çikolata şelalesi = İşte bu bildiğimiz mucize. Restorantlarda yerken "Nasıl yapılıyo bu yaa" diye düşünüp durduğum çikolatalı sufleyi, bunun sayesinde hava ata ata yemeklerden sonra tatlı olarak sunabiliyorum. Pişirmesi de çok kolay ve kısa . Tek kusuru içinden 4 porsiyon çıkıyor, kime yeter sorarım ?


Süpriz yapmak istediğiniz, ya da ne kadar marifetli olduğunuzu ispatlamak istediğiniz birileri varsa, veya sadece canınız şöyle güzelce hamurişine doymak istiyorsa, bunların hepsini dehşetle tavsiye ediyorum . Benim yüzümü hiç kara çıkarmadılar :)


Mona Lisa Smile


Şu an gene Digiturk'te gösterilen bu filmin hakkında bir kaç satır yazmaya değer olduğuna karar verdim. 2003 yapımı bu filmi seyredenleriniz vardır eminim. Kadınlar hakkında hem eğlenceli hem romantik bir senaryoyla çekilen film, göz kamaştırıcı oyuncu kadrosu dışında çoğu yönüyle eleştirilmiştir. Özellikle işlediği konuların sıradan ve alışılagelmiş olduğu söylenir.


Bense özellikle konusuna, bir de en çok adına bayılıyorum bu filmin. Yüzbinlerce başka filmde ve kitapta söz edilmiş olması , gerçekleri değiştirmiyor. Bu filmdeki gibi hala kadınların yeri "ev" ile "iş" arasında kısır dönüyor. Bir adamın hem baba olup hem çalışması marifet sayılmazken bir anne bunu yapınca , biraz anneliğinden, biraz çalışan kadın tarafından vazgeçmiş oluyor otomatikman. Bir de güzellik , zerafet, kadınlık mevzusu var. Kadının susması her toplumda ayrı şekillerde destek görürken, " karı gibi konuşuyor" lafı erkekler tarafından hakaret olarak algılanıyor.
Daha küçük yaşlarda en güzel hayatın zengin bir koca ile gelebileceğini öğreniyoruz, ve evlenmeyen komşu ablalara garip garip bakmayı. Kadın kadının kurdu oluyor böyle böyle işte, bir kadını en sizvri diliyle gene başka bir kadın yargılıyor.
Erkekler mi? Onlar sadece izleyici, sahnenin içine girmeyi bile istemiyorlar çoğu zaman.
"Mona Lisa'nın Gülümsemesi" her kadının suratına bu yüzden arada bir yerleşiyor işte. Suskun, sessiz, gülümsemeden başka her şeye benzeyen..


Mona Lisa Smile güzel bir film, denk gelirse tekrar izleyin, tavsiye ederim.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Defolun !


Kötü düşünenler, olumsuz düşünenler, hep kaybediyorum diyenler, sen de kaybedersin diyenler, korkutanlar, korkudan beslenenler, kötü senaryo yazıcıları, cesaret kırıcıları, iki kuruş aklıyla akıl verenler, zavallıyım diye ağlayanlar, ağlaya ağlaya bitiremeyenler, neden olmayacağını saatlerce anlatanlar, mutsuzluktan zevk alanlar, öğrenilmiş çaresizlik müritleri , baştan kaybedenler, mücadeleyi sevmeyenler, zorlukların karşısında sabun gibi eriyenler ve sayamadığım daha kimbilir kardeşleri...


Defolun gidin hayatımdan , sizi barındırmayacağım !

Off Çok İşim Var


Bu aralar her şey çok karışık.


Kuaföre gitmem fön çektirip manikür yaptırmam lazım. Şu çekmeköy'deki evi alıp almayacağımıza karar vermemiz lazım. Alacaksak taşınmak için hazırlıklara başlamak lazım. bebeğin üzerine hiç bir şey olmuyor danacasına büyüdü, ona yeni giysiler almam lazım. Kendime de bir kaç şey almam lazım. Ajanslardan biriyle randevu ayarlayıp yardımcı seçmemiz lazım, kadının yatılı mı gündüzlü mü olacağına karar vermemiz lazım. Bu bağlamda eve kamera almam lazım.

Sonracııma bir ara İzmir'e gidip gelmem lazım. Bebik ziyaretine arkadaşımın evine gitmemiz lazım. Aylardır aramadığım ve sıranın bende olduğu arkadaşlarımı aramam lazım. Banka kartımın yenisini bankadan istemem lazım.

Daha aklıma gelmeyen neler yapmam lazım kimbilir.

Sanırım önce iyi bir plan yapmam lazım

10 Ocak 2010 Pazar

Gelecğini Merak Edenlere


Hepimiz çılgınca geleceğimizi merak ediyoruz değil mi? Ne olacak, ne getirecek , beni bekleyen nasıl bir gelecek ? Hatta yaşamayı geleceğe ertelemeye kadar yanılıyoruz bazen, "şimdi"den vazgeçip gelecek güzel günlerin hayaliyle yaşıyoruz. Bu yoldaki en büyük yardımcılarımız da fallar, burçlar, dibinde telve kalmış kahveler ve bir masaya dağılmış tarot kartları. Bunların cazibesine hayatının bir döneminde de olsa kapılmamış bir kadın düşünemiyorum.


Benim şahsi fikrim bir klasikten yana bu konuda ; fala inanma , falsız da kalma. Buradan yola çıkıp size yorumları oldukça doğru çıkan bir siteyi önermek istiyorum. Susan Miller'ın yazdığı http://www.astrologyzone.com/

Sitede her ay için burçlara özel uzun uzun yorumlar var. Kadının anlatış şekli de hayli bilimselimsi. Mesela diyor ki bu ay şu şu tarihlerde bilmemne gezegeni seni sinirli yapacak sevgilinle kavga etme, efendim şu tarihte falanfilan açısı sana para getirecek, zam isteyeceksen o gün iste.

Neyse, ben siteyi bayağı eğlenceli buldum. Site ingilizce ama ingilizceniz yoksa google translate ya da yardımsever bir ingilizin çevirmenliğiyle okuyabilirsiniz sanırım. Özellikle burçları uzun uzun yorumladıktan sonra sonlara eklediği özet kısımları hoşuma gitti.

He, üşeniyorsanız , hep beraber ayın 15'ini bekleyelim, aynı zamanda doğumgünüm olan bugünde, Susan'cığımın dediğine göre biz Oğlaklar için çok önemli dönüm noktaları olacakmış. Doğru çıkarsa sizden saklayacak değilim :)

9 Ocak 2010 Cumartesi

Bunları Çok Özledim


Bu aralar fazla dışarı çıkamıyorum. Dışarı kavramım, bebekle beraber ev ziyaretlerine ve ev bakmaya gitmekle sınırlı. E zaten hamileliğimin son dönemlerinde dombililikten adım atamıyordum. Sonuç olarak, bayağıdır gözümde tüten , hasret kaldığım yerler ve yapmak istediklerim var İstanbul'da. Aşağıda listesini sunuyorum bunların efendim, buralara giderseniz benim yerime de temiz havayı çekin içinize. Şu düzenimi bi oturtayım hepsini teker teker tavaf edicem valla buraların :)


1- Boğaza nazır bir kahvaltı , mümkünse Yeniköy'de, ya da Sarıyer'de

2- Beyoğlu'na gitmek, pasajlardan çılgınca alışveriş yapmak, Cihangir'in üstünden boğazı gören bir terasta bir bira içip eve dönmek.

3- Beşiktaş'ta gene pasajlardan çılgınca alışveriş yapmak ve dönmeden Biraver 'de bira içip kızartma tabağı yemek.

4- Cadde'de boş boş turlamak, mağazalara girip çıkmak, dönmeden sakin bir pastanede oturup bir çay içmek.

5- Ortaköy'e bir haftaiçi akşamı gitmek, sakin sokaklarında dolaşmak, bir kumpir yemek.

6- İstinyepark'ta sinemaya gitmek, sinema katından donmuş yoğurt almak.

7- Nişantaşı'nda vitrinlere bakmak, camiye doğru bir yerlerde oturup bir kahve içmek.


Siz de rahat rahat dışarı çıkıp kafanıza eseni yapabiliyorsanız, şükredin bir zahmet!

8 Ocak 2010 Cuma

Ho'oponopono Yöntemi


Son günlerde tesadüf eseri birkaç arkadaşımdan birden duyduğum bir yöntem Ho'oponopono. Tabi eğer tesadüf diye bir şeye inanıyorsanız :)


Bu inanışa göre, her insan kendi evreninden sorumlu, onun dünyasını etkileyebilen tek güç kendisi ve diğerleri sadece birer figüran. Tüm kontrolün , dünyadaki savaşların ve açlığın dahi kontrolünün sizin elinizde olduğunu savunan çılgın bir görüş bu.


Hawai dilinden gelen Ho'oponopono yöntemine göre , kendimizi iyileştirerek çevremizde kötü giden her şeyi düzeltebiliriz. Basitçe bu iyileştirme işlemi için de, kendimize sürekli aşağıdaki cümleleri söylemeliymişiz;


Seni seviyorum ,

Teşekkür ederim ,

Beni affet,

Özür dilerim.


Bana ilginç gelen Ho'oponopono ile ilgili ansiklopedik bilgiye şuradan ;


Bu yöntemi uygulayarak yaşadıkları deneyimleri paylaşan insanları da buradan okuyabilirsiniz ;



30'unu Geçen Kadın Artık Bir Teyze Midir ?


30'uma girmeme sayılı günler kalmışken, 30 yaşını geçmiş kadının güzel olmayacağını düşünen tüm saftiriklere aşağıdaki listeyi sunuyorum efendim. Bu kadınlar mı güzel değil çekici değil. Hain düşmanlar alın size bomba ;


cameron diaz( 37 yaşında)ali larter( 33 yaşında )eva mendes ( 35 yaşında) eva longoria parker ( 34 yaşında)angelina jolie ( 34 yaşında) katherine heigl ( 31 yaşında)carmen electra ( 37 yaşında )rebecca romijn ( 37 yaşında )roselyn sanchez ( 37 yaşında)jennifer garner ( 37 yaşında )jaime king ( 30 yaşında)shakira ( 32 yaşında )charlize theron( 34 yaşında )evangeline lilly( 30 yaşında )gwen stefani( 40 yaşında )gwyneth paltrow( 37 yaşında )melissa theuriau ( 31 yaşında )heidi klum ( 36 yaşında )jenna jameson( 35 yaşında ) laetitia casta ( 31 yaşında ) penelope cruz ( 35 yaşında )banu güven ( 40 yaşında )nurgül yeşilçay ( 33 yaşında)özgü namal ( 31 yaşında )nil karaibrahimgil( 33 yaşında)burcu esmersoy ( 33 yaşında )ayşe hatun önal( 31 yaşında )deniz akkaya ( 32 yaşında )çağla şıkel ( 30 yaşında )arzum onan( 36 yaşında )


Noolduuuu?
30'umda daha bir güzel daha bir fıstık olacağım o kadar !


7 Ocak 2010 Perşembe

Küçük Bir Ricam Var


Evet biliyorum burası yağmurlu sabahları sevenler kulübü. Ben ve yağmurlu sabahları seven bi sürü insan ( biliyorum oradasınız :) yağmur sesiyle uyuyup uyanmaya, pencereye yağmurun vurmasına, dışarıda yağmur yağarken evde oturup battaniye - sıcak içecek- film üçlüsüne takılmaya bayılıyoruz. Ama şimdi ben başka bir şey isteyeceğim. Küçük bir ricam var.


Artık kar yağsın yahu! Evet ben de dışarıda kalan, evini ısıtamayan binlerce insan olduğunu biliyorum. Ama napiim eskiden beri hayatın acı gerçeklerinden kaçıp hayal dünyasına sığınan bir delüyüm ben . Bir geceliğine, hatta soğuk havayı ve mikropları kırarak ( öyle der ya büyükler hep) , şöyle insanı doyurana, hatta ertesi sabah insanların işini okulunu tatil edene kadar kar yağsın istiyorum artık. Öğlene kadar erisin isterse, ama koca kış da karsız geçmesin yahu.


Kar yağdığında bütün dünya dilsiz - sessiz oluyor ya. O sessizlikte tek başıma sokağa çıkacağım. Mümkünse hava da kararmış olsun. Kar taneleri yavaş yavaş süzülsün şöyle. Azıcık bile rüzgar esmesin. Karların altında dolaşayım ve sonra eve döneyim. Karlar süzülürken ağır çekimde, dönecek bir evim olduğu için şükredeyim. Cenneti ucundan öyle görünsün


Ne biçim kadınım ben di mi , kafayı hava durumuna takmış...

Deniz Mahsüllü Makarna


Biraz değişik ama gene de kolay yapılan bir şey yemek isterseniz ;


Marketten bir kutu donmuş karides ve bir kutu donmuş kalamar alıyoruz. Bu donmuş arkadaşları sıcak su dolu bir kaba boşaltıyoruz. Bu arada su kaynatıp bir paket makarna haşlıyoruz. Makarnaların deniz kabuğu şekillisi çok hoş duruyor bu karışımda. Makarnayı süzgeçe alıp tencereye bir kutu hazır kremayı ve sıcak suda iyice çözünmüş olan kalamar ve karidesleri atıyoruz. Biraz kremada pişerken tuzunu, ne biliyim keyfinize göre baharatını ( ben nane attım) , evde varsa maydanozunu fln katgıyoruz. Ve en sonunda makarnayı da ekleyip bir güzel karıştırıyoruz .

Tataaa... hem havalı hem tadı güzel bir makarna oluyor.

Bu arada dün akşam yaptığım bu makarnaya kaşar eklemediğim için pişmanım, bir dahaki sefere mutlaka kaşar da ekleyeceğim.

Afiyet olsun

6 Ocak 2010 Çarşamba

İyi Geliyor


Hayatımın bu döneminde basit şeylerden dünyanın en büyük hazlarını alıyorum. Sanırım bu kadar koşuşturmacanın ve sorumluluğun arasında insan kendine iyi gelen şeylerin değerini biliyor. İşte son zamanlarda bana en iyi gelen şeyler ;


- Kafeinsiz nescafe

- Dan Brown'n son kitabı Kayıp Sembol

- Pencerenin kenarında duran ve ışıkları yanıp sönen yılbaşı ağacı

- Topuklu ayakkabı giymek ( şükür kavuşturana ! )

- Erişte( mümkünse beyaz peynirli)

- Dondurulmuş karides ve kalamar

- Cuma akşamları

- Çorba yapıp içmek

- Araba kullanmak

- İzmirle telefonda konuşmak

- Bebeğin gaz çıkarması

Bunların hepsini kapsayan küme olarak da, iki erkeğimin de yanımda olması.

Bence siz de kendi listenizi yapın, insan bazen listelemeden ne kadar çok şeyin ona iyi geldiğini, mutluluk verdiğini gözden kaçırabiliyor.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Yeni Yılın İlk Günü


Yılbaşında aylardan sonra ilk kez içtiğim iki kadeh şarap beni çam ağacından aşağıya düşmüş bir hale getirdi. Zaten normalde de alkole dayanıksızımdır, ama bu uzun aradan sonra içince iyice şapşala döndüm. Bebek erken uyuduğu için yeni yıla biz iki sefil yılbaşı ağacımızın ışıklarıyla aydınlanmaya çalışan karanlık salonda şarap içerek girdik. Bir an şöyle etrafıma baktım , hayal ettiğim çoğu şeye sahip olduğumu düşündüm ve şükrettim. Yılbaşı şükretmek için güzel bir fırsat.

2010'un ilk sabahı, bence doktoru tarafından haince 1 Ocak sabahı sezaryen olmaya ikna edilen kankamın doğumu için Acıbadem Maslak Hastanesi 'ne gittim. Yeni yıl'a egzantrik bir başlangıç oldu. Doğum stresi içindeki Ailenin yanında hazır bulundum, anneyi rahatlattım, aile büyüklerine şımarıkça kendi bebeğimin fotosunu göstererek dikkatlerini dağıttım, bahşiş zarflarını dağıttım, bol bol foto çektim ve bebeğin yanında bol bol poz verdim. Sonuç olarak, dünya nüfusuna pembe yanaklı bir kız bebek daha katılmış oldu.

Küçük kankalık grubumuzun 10 yıllık diğer üyesi Ayşe, çalıştığı için saat 4'e doğru gelebildi hastaneye. O gelince nöbeti devredip eve , erkeklerime dönme zamanının geldiğine karar verdim.

Evde beni babasının beslemeye üşendiği bayık bir bebek ve çamaşır- bulaşık makinalarını boşaltmadan, sabah söylediğimiz poğaçaları yiyerek 6 saat geçirmiş bir koca karşıladı. Aile olmak eskiden ne kadar korkutucuysa, şimdi bir o kadar güzel diye düşündüm.

Her şey zamanı gelince güzel hatta.