28 Aralık 2009 Pazartesi

Güven Meselesi : Bakıcı


Hayatınızda kaç kere banka kartınızı şifresiyle beraber akrabanız olmayan birine verdiniz? Kaç kişiye evinizin anahtarını verip tatile çıktınız? Sevgilinizi gözü kapalı emanet edebileceğiniz kaç karşı cins tanıyorsunuz?

Çok değer verdiğiniz bir şeyleri gözü kapalı başkasına emanet etmek çok zor değil mi? Ben bu yukarıda yazdıklarımı solda sıfır bırakacak bir güven testine girdim çok yakın zamanda. Ve anladım ki "güven" derin bir mesele

Bebek geldiğinden ve beyaz saçlı aile üyeleri evimiz topraklarını terk etttiğinden beri, yani 40'ım çıktığından beri, evimizi minik efendi'nin ( bebeğin) hüküm sürdüğü bir krallık olarak düşüne bilirsiniz. Ben bu süreçte onun sadık hizmetkarı olarak hizmette kusur etmemeye ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Günler bu şekilde geçerken bir yardımcı olsa evimizde diye düşündük, pazar günü , tanıdığımız birinin aracılığıyla bir hanımla görüştük. Konuşması, ailesi çok düzgün görünen kadıncağız kendini anlatırken ben kafamda psikopat gibi izlediğim bilumu csi lardan senaryolar döndürüyordum. Kadın aklımdan geçenleri bilse şaşkına dönerdi sanırım. Ya şöyle, ya böyle diye içim içimi yerken, kadıncağız daha önce çalıştığı yerleri, çocukları ne kadar sevdiğini filan anlatıyordu. İçimi büyük bir sıkıntı kapladı. Teşekkür edip haberdar edecğiz sizi diyerek kadını yolladık.

Kapı kapanınca kocamla birbirimize baktık. Suratımı okudu, mutlu olacağını sanmıştım dedi.

Bilumum bahaneler uydurudm, kadınla, kendimle, bebekle ilgili, bu işin olmayacağına ikna ettim kendimi. Bahanelerimin hepsi yalandı, başka birine canımı bırakmak , nasıl olacakta olacaktı ?

Sonuç; şimdilik rafa kaldırıyorum bu yardımcı/ bakıcı işini. Sanırım önce kafamda çözmem gerekiyor.

Bunu okuyanlar arasında çocuğunu , evini bir yardımcıyla paylaşan varsa bana yazar mı lütfen? Nasıl oluyor da oluyor, güven yoktan nasıl var oluyor?

17 Kasım 2009 Salı

Yeni Doğum Yapmış Kadın


Olanlar Bitenler..


- Bugün bebeğim 13 günlük, nasıl geçti , daha dün doğuma girmiyor muydum, kendim de inanamıyorum. Bebek zamanı birden hızlandırdı. Ve zaman birbirimize bakarak geçiyor sanki..

- Genel anestezi zannettiğimden daha kolaydı, herkese gülümseyerek girdim ve çıktım doğumdan. Sezaryan zannettiğimden daha zormuş ilk günler hareket edememek beni mahfetti. Daha yeni kendime geliyorum diyebilirim. Açıkçası, sezaryanın böyle detaylı zahmetli olduğunu bilseydim normal doğuma daha sıcak bakardım.

- Bebek ve bakımı ile ilgili ağzı olan konuşuyor anasını satıyım. Gene de hanımlığımı bozmıyım diyorum..

- Bunalım ya da depresyonla alakalı bir şey olmadı. Aksine, kendimi aşık olmuş gibi hissediyorum. Sanki kocamla yeni tanıştım yeni aşık oldum, mevsim bahar, ne biliim garip bir kapı açıldı sanki anlatamıyorum.

-Evet bebek doğuracaklara hep dendiği gibi uykusuz kalıyorum , açıkcası hiç de koymuyor .Uykusuz kaldım diye yırtınan karılar, ne tatlı canınız varmış bea..

- O bir memebaz ve ben de onun şahsi ineğiyim.
Not= İyi dilekleri için herkese teşekkür ederim..

30 Ekim 2009 Cuma

Doğuma 4 Gün Kala...


Kısa Kısa notlar...


- Oturduğum yerden kalkamıyor, yere düşen hiç birşeyi yerden kaldıramıyor, yatakta sağdan sola dönerken bildiğimiz acı çekiyorum. İstediğim gibi hareket edip acı çekmemek şu an için bir lüks

- Abartısız yarım saatte bir işiyorum .

- Bebek artık içimde kafasına göre takılıyor, sağa sola savruluyor, kendini ordan buraya zıplatıyor ve bazen kafasını tehlikeli bir biçimde aşağıya doğru ittiriyor. Bebek çok çılgınsın ama çarşamba sabaha kadar beklemelisin.

- Ayaklarım iki şekilsiz yastığa benziyor. Nikah yüzüğüm parmağımın birinci boğumuna kadar bile gelmiyor. Ayrıca bir teyzeymişcesine gıdılandım .

- Saçlarım uzun zamandır olmadığı kadar gürleşti ve uzadı ve bir tek tel bile dökülmüyor.

- Hayatımda yemediğim tatlıyı yiyorum. Evde tatlı olmayınca hüzünleniyorum.

- Hayattan tek bir beklentim var.

- Genel anesteziden ürküyorum. Ölürsem kalırsam diye uyutulmadan önce son bir sigara içsem mi diyorum. Bırakalı üç sene olmasına rağmen son bir sigara içmeden ölürsem gözüm açık gider mi diyorum..

- Artık bebekle tanışmak istiyorum.

- Beni görüp " Hehehe son rahat günlerin anan ağlayacak, hayatın değişecek, mahfoldun kızım sen " mealinde konuşan tüm çocuklu karılar . Size tek bir lafım var .. Fak yu , Fak yu and Fak yu !

- Kuruntular ve pimpiriklerle uğraşıp duruyorum. Pozitif düşünce kazanır diyorum, let it be diyorum ve çok uzatmıyorum bu kuruntuları.

- İçinden gelen olursa Çarşamba sabahı bana dua etsin, valla sanıyorum ihtiyacım var.


2 Ekim 2009 Cuma

En Bulaşıcı ve Tehlikeli Mikrop




Domuz gribinin ve bilumum başka bulaşıcı hastalığın dünyayı yokedeceği günü komplo teorisyenleriyle kolkola bekleyeduralım, ben kimsenin pek farkında olmadığı bulaşıcı başka bir mikroptan bahsedeceğim. Çocuklukta kaptığımız bu mikrop , genellikle bize ailemiz tarafından bulaştırılıyor, çoğu zaman tedavisi mümkün olmuyor ve hasarları kalıcı oluyor, gelişmiş ülkelerde artık tedavisine daha rahat ulaşılabiliyor olsa da, bizimkisi gibi gelişmekte olan ülkelerde filan tehlike inanılmaz boyutlarda.


Neden bahsediyor bu manyak diyorsanız, "elalemneder" isimli bu mikropla sizi tanıştırmak isterim, ki siz zaten onu yıllardır tanıyorsunuz. Hepimiz hareketlerimizi bu mikroba göre yönlendiriyoruz, hayatımızı ona göre yaşıyoruz. Kanımıza girdi mi bir daha çıkmayan bu pislik sayesinde, aklımıza gelip de hoşumuza giden her fikri, düşünceyi, yeniliği bir de "elalemneder" filtresinden geçiriyoruz. Herkesin içinde başka biri, dışında başka biri var.


Çıkıp bağırmak istiyorum, ben hiç bir şey demem rahat olun diye ama elalem dediğin sırf benden oluşmuyor. Kendimi çok özgür zannettiğim anlarda bile "şöyle görünmeliyim" " böyle bilinmeliyim" derken yakalıyorum. Bu mikrop bir bulaştı mı sanırım insan bir daha hiç tam olarak iyileşemiyor.


Ben bunun korkunç olduğunu düşündüm, kendim için de bu mikroba karşı biraz da olsa bağışıklık kazanmaya çalışmaktan başka yapacak bir şey gelemdi aklıma. Bu yazıyı okuyanlar, belki siz de en azından mikrobu kapmış olduğunuzu kabul ederek işe başlayabilirsiniz.


He, bir de yapabileceğim şu var, oğlum isterse pijamayla sokağa çıksın, ister sokakta pipisini karıştıran 3 yaşında küçük bir manyak olsun ya da isterse yemeklerden önce tatlı yesin. Elalem ona hiçbir şey demeyecek, lafı olan da gelip bana konuşsun!


15 Eylül 2009 Salı

Bunu Yapan İnsan Olamaz


Bu aşağıda yazdıklarımı yapanlar uzaylı bence, son kararım.


- Girilmez tabelalı yola ters yönden girip gözlerinizin içine bakarak geri gitmenizi beklerken bir yandan da zevk için farlarını yakıp yakıp söndüren amcalar ,

- İzdivaç programında koca ararken ev ve emekli maaşını şart koşarken bir yandan da sırıtan 50 yaşındaki teyzeler,

- Tüm kibarlığınızla günaydın diyerek odasına girdiğiniz halde "sen , şunu yap, buraya gideceksin.." diye emirler vererek götünü ntavana değdiğini zanneden genç memur ,

- Allahın kaldırımına park ederken bilinmeyen bir gezegenden yolun kenarına ışınlanarak anlamsızca manevra yaptırdığı için para isteyen haydut tipli adam,

- Hamile kadınlara kilo almışsın diyen tek hücreli organizmalar ( ya ne olacağdı yarrr....sakin olmalıyım)

- Bozuk çıkan ürünü geri götürdüğünüzde "teknik servise gönderelim" diyip 1 aydır arayıp sormayan holding devşirmesi teknoloji marketleri

- Bayramda dünyaya inip ota boka burnunu sokan , densiz sorular soran ikinci derece akraba teyzeler,


Hepiniz Uzaylısınız!

6 Eylül 2009 Pazar

Benim Yerime Siz Yapın Bari...


Normal şartlar altında kadınların istediğinde yapabileceği çoğu şeyin değerini bilmediğini farkettim. Elinin altında kullanıma hazır bekleyen çoğu şeyin ne kadar önemli olduğunu, geçici süreyle de olsa mahrum bırakılınca anlayabiliyorsunuz. Şimdi , yapamadığım herşeyi benim için siz yapın bari , ben çocuğu doğurup yetişiyorum işallah.


- Topuklu ayakkabı giymek. Allahım nası bişeymiş bu topuklu ayakkabı giyememe olayı yahu ! Topuksuz ne giydiği yakışıyor insanın, ne yürüyüşü kadına benziyor. Tamam , her allahın günü topuklu ben de giymezdim ama , arada sırada güzel olmak istediğiniz günlerde olay topukludaymış.

- Dar pantalon ve kot. Allahınızdan bulun . sizi giydiğim günleri hatırlamıyorum bile. Sanki dünyaya lastikli belli hamile pantalonuyla geldim anasını satıyım. Şöyle insan dar kesim, kendini ince uzun gösteren bişeyler giyemedikten sonra neye yarar aynaya önden arkadan bakıp kendini beğenmeye çalışmak...Bu bol kesim lastikli belli şeyleri de yakacağım , çok ciddiyim.

- Bira, kalamar, midye, şarap ve sucuk. Evet çoğu kadıncaağızın haberi yok ama hamile kalınca bunların hepsi yasak bebeğim. Azcık bile yiyemiyorsun . Yiyenlere pis pis bakıyorsun. Boğazınızda kalsın demiyorum ama yani ne diyeceğimi de bilemiyorum açıkçası.

- Saç boyatmak. Üç ayda bir saç renginizi değiştirdiğiniz o günler geride kaldı. Merhaba pis pis sırıtan dipler, merhaba genç yaşımda kafama saldıran beyazlar, bi siz eksiktiniz.

- Yüzüstü yatmak. Bu güzel yatış şekli fizyonomik olarak imkansız olmasının yanında , zamanla eğilmek, bacak bacak üzerine atmak ve sırtüstü yatmak ta maziye karışan güzel hatıralara dönüşüyor..


Herşeye rağmen, son 7 haftama girdiğim bu güzel günlerde sabretmek daha kolay, hele ki , bunları uğruna çektiğiniz sıpanın ultrason ekranından size dil çıkardığını görünce :) İsteyen herkese nasip olsun diyorum tekrardan.

7 Ağustos 2009 Cuma

Yağmurlu Sabah


İki sabahtır İstanbul yağmurlu güne uyanıyor. İki sabahtır hücrelerimin yenilendiğini hissediyorum. Yağmuru bu kadar sevmemin sebebini bilmiyorum . Yatakta üzerime bir şey örtmeden uyumayı sevmemek gibi, üzerime yağmur bulutları örtününce daha güvende daha normal hissediyorum.

Sanki yağmurlu bir sabahta kötü hiçbir şey olamaz. Yağmurlu bir sabahta kötü giden şeyler düzelir. Yağmurlu bir sabahta ettiğim dualar kabul olur. Tüm manzara netleşir, samimileşir.

Bugün gene yağmur sesiyle uyandım. Sabahın körü, ama uykudan daha güzel uyanıklık dışarıda hava böyleyken. Penceremden görüneni paylaşayım istedim , çektim yukarı koydum.

Sanki bugün herkesin başına iyi şeyler gelecek, bekledikleri haberleri alacaklar, küstükleriyle barışacaklar, korktukları şeyleri alt edecekler. Yağmur bunların hepsini tek başına halledecek.

6 Ağustos 2009 Perşembe

Doktorlara Hassasiyet Öğretin Beni Üzmeyin


Evet doktorumun her zaman ki jantiliğiyle bana bakıp adeta bir trt spikeriymişcesine "Kilo mu aldık biraz? " demesinin üzerinden ortalama 2 saat geçti. Dediklerini duymamış gibi yaparak , doktordan çıkınca Mayk Cafe 'de danalar gibi yiyip eve gelmiş bulunuyorum. Kilo mu aldın demesini umursamıyorum . daha doğrusu umursayamıyorum çünkü devamlı karnım acıkıyor.

Bi de zaten hamileyken kilo alıp yemek yemek serbest değil miydi bebişim ya ? Ben kilo aldıkça evrendeki her canlının bayram etmesi, beni olabildiğince tok tutmaya çalışması, aç kalmamdan herkesin delicesine korkması gerekmiyor muydu? Sen ne yaptığının farkında mısın doktor bey, bunları tıp fakültesinde öğretmediler mi sana?

Neyse, göbeğim arşa değmek üzere ve son 1 haftadır öksürüyorum. Doktorlar derin tahliller sonucu birşey bulamadı. Bir takım ilaçlar yazdılar, kullanacağımı zannetmiyorum. Bakalım artık duş alıp vantilatörün önünde titanik kızı olmamaya karar verdim. Belki öksürüğün sebebi budur.


Bebek 1 kiloyu geçmiş ve sanırım babasına benzeyecek. Madem tipi bana çekmeyecek gen havuzundan onun payına şeytani zekamın düşmüş olmasını diliyorum.


Bu arada bebek , dostum, senin henüz yatacağın yer bile hazır değil erken gelmeye filan kalkma olur mu? Yani , sen gelene kadar ayarlayacağız bir ortam ama en olmadı sığışırsın bi yerlere diye düşündük biz ? Bir de senden çok korkuyoruz geceler gündüzler ağlayıp çok afedersin ağzımıza edeceksin diye ama metin olmaya çalışıyoruz.

4 Ağustos 2009 Salı

Sabahın Köründe

- İrfan Değirmenci'nin Fox sabah haberlerine dönmesine sevindim. O yokken yanlış görmediysem ayrı ayrı iki başka spiker sunmaya çalıştı ama olmadı. Bence İrfan Değirmenci ileride iyi yerlere gelecek. Gelmezse de umurumda değil açıkçası, sorumluluk kabul etmiyorum.
- İlk zamanlar neyini sevmişim bilmiyorum, Maeve Binchy kitaplarını okuyamıyorum artık. Neden hep Dublin'e yakın küçük bir kasabada büyüyen bir grup genç insanı anlatıyorsun Maeve, bari büyüynce birbirlerine aşık olmaktan daha eğlenceli şeyler yapsın kahramanların. Ve dikkatimi çekmedi değil , her romanda özgür cinsellik yaşayan bir kızı kasabanın sürtüğü ilan ediyorsun, yakışıyor mu ?
- Şeker hamurlu üstü krema kaplı cupcakeleri yapan marifetli blog kadınları. Nasıl yapıyorsunuz ? Ben yaptım bu sıcakta fırının önünde hem anam ağladı hem de pek bir şeye benzemedi. Ömür mü geçer arkadaşım böyle pastane diye bir şey var.
- Etrafımdaki zayıf kadınlar. Ben doğurup kilolarımı verene kadar gözümün önünden kaybolun. Söz ben de ileride hamile bir kadının yanında süslü püslü dar kotlarla filan gezmicem.
- Biri birgün bana "Evimiz Holyywood'daki at suratlı kızı çok seveceksin" dese bu bana çok saçma gelirdi. Ama bu aralar Tori Spelling'i, 2 çocuk doğurmasını ve aile hayatını filan izliyorum ve seviyorum resmen.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Hamileyken Başınıza Gelecekler..


Daha önce hiç hamile kalmamış kadınlar, bence yeterince kandırıldınız. Hamile kalınca başınıza neler geleceğini yazıyorum bugün, buyrun;


- İlk aylar kilo almak diye birşey fazla yok. Onun yerine bol bol kusmak, tiksinmek, bazı yiyecekleri düşününce bile kaçmak var. Böğürtülerinize katlanabilecek bir koca bulduğunuza emin olun.

- Çalışan kadınlara Allah sabır versin çünkü ilk 4 ay devamlı uykunuz geliyor, depresyon battaniyesiyle kıvrılmak istiyorsunuz, kafanız hiçbir şeye basmıyor.

- Gene ilk aylar düşük yapma korkusuyla yaşıyorsunuz. Bu devrede çevrenizde ne kadar densiz insan olduğunu anlattıkları felaket hikayelerinden anlıyorsunuz.

- 4. ayın ortalarına doğru mide bulantıları geçiyor, karnınız henüz çok çıkmamış oluyor , birbuçuk ay kadar hamile olduğunuzu unutuyorsunuz. Hamile olduğunuzu size 6. ayda birden alıverdiğiniz 5- 10 kg hatırlatacak.

- Doktorun yanından hiç ayrılmak istemeyeceksiniz ama onu normal şartlar altında sadece ayda 1 kez göreceksiniz.

- Yapılan rutin testlerin sonucunu beklerken sabahlar olmayacak.

- Seks yapmayı bazen eskisinden çok isteyeceksiniz ama teknik imkansızlıklar sizi engelleyecek.

- Uyumak, oturmak, kalkmak hepsi ayrı birer macera haline gelecek.

- İstediğiniz her kaprisi ve manyaklığı yapabileceksiniz ve herkes bunu normal karşılayacak hatta aptal gibi sevinecekler siz böyle yaptıkça.

- Canınız yiyecek birşey çekince etrafınızdakiler hazırola geçecek .Mesela çok uzaktaki bir pastanenin bilmemneli pastasını canınız çekince bulup önünüze getirdiklerinde " Çekin şunu burdaaan" diye bağırabilirsiniz .Kimse bir şey demez.

- Sokakta gördüğünüz insanlar, markette karşılaştıklarınız, özellikle sizden büyük ve doğum yapmış kadınlar size ekstra şefkat gösterecek. Durduk yere tanımadığınız insanlar karnınızı okşayacak .

- İçinizde hep pis bir endişe duygusuyla yaşayacaksınız. Duyduğum kadarıyla anne olmak böyle birşeymiş zaten.

-Etrafınızdaki hemen hemen her kadından daha çirkin olduğunuz ve bunu inkar edemediğiniz garip bir deneyim yaşayacaksınız .

-5. aydan sonra karnınızda bebek hareket etmeye ve sizi korkudan altınıza ettirmeye başlayacak. Sonra buna alışacaksınız.

- 7. aydan sonra erken doğum endişesini yaşamaya başlayacaksınız.

- Yakınınızdaki bazı kadınlar tam bir gerizekalı gibi sizi kıskanacak.

- Anlamadığınız binlerce bebek aksesuarı ve giysisi satan megastorelarda mal mal etrafa bakıp kalacaksınız.

- Ve bunları yaparken aslında hep tek başınıza olacak ve güçlü durmak zorunda olacaksınız .


Evet bunlar işin özeti. ama rahminize düştüğü andan itibaren herşeyi ona feda edebileceğiniz değişik bir aşk da hissedeceksiniz. Bugüne kadar hiçbir şeyi sevmediğiniz gibi bir canlıyı sevip, onunla kimseyle kurmadığınız bir bağ kuracaksınız. Tam anlamıyla etinizden, kanınıdan vererek onu büyüteceksiniz.

İsteyen herkesin bir bebeği olmasını diliyorum .

2 Ağustos 2009 Pazar

Şiddetle Tavsiye Ediyorum..



- Sıcaklardan bunalanlara buzlu - tuzlu limonlu maden sodasını,

- İstanbul'da sıkılanlara Kilyos ve Ağva'yı,

- Sinemaya gitmek isteyenlere Harry Potter'ı,

- Pis bi şeyler yemek isteyenlere KFC'ı,

- Digiturk'u olanlara Grey's Anatomy'i,

- Alışveriş havasında olanlara Profilo AVM'yi,

- Çeşme'ye yolu düşenlere Ilıca Plajı'nı,

- Kocası horlayanlara 3M kulak tıkaçlarını,

- Yatırım için azıcık parası olanlara fiyatı dibe vuran altın piyasasını


ŞİDDETLE TAVSİYE EDİYORUM

1 Ağustos 2009 Cumartesi

En Son Aklımdan Geçenler


- I- phone dostum nasıl 3G sin, kameran bile yok püüüh çingene seni ...

- Starbucks "baristaları", kahvenin adını söyleyemeyince bi de düzeltmeyin ya burası Amerika mı benim adım da Amanda mı?

- Benim kendilerini aramadığımı düşünen tüm arkadaşlarım, sizi aramayı o kadar istiyorum ki, havalar bu kadar sıcak ve göbeğim bu kadar büyük ve günler bu kadar kısa olmasa...

- Hayatta çok az şey nikah yüzüğümün aniden parmağımın birinci boğumuna kadar bile geçmemeye başlaması kadar korkutmuştur beni .

- Küçük kız kardeşim, tamam sınavı üniveristeyi sallama dedik ama sen de bokunu çıkarttın çok afedersin.

- Sn. Fatih Çekirge , Hürriyet internette yazmalarına izin verdiğin o köşebaşlarının arasında bir yer bulsam çamurda bir pırlanta gibi parlayacağıma inanıyorum.

- Pizza Hut , 10 TL'ye sınırsız yiyoruz, teşekkür ederiz ama sence de sınırsıza koyduğun pizzalar adeta samanımsı , böyle malzemesiz uyduruk pizzalar değil mi?

- Bu yaz kuaför savaşları bence koyu renk saçlı tiki kızların sayıca sarışın tiki kızlara üstünlüğüyle sonuçlanacak. Kaynak ; Nişantaşı ve Çeşme

- Sn. Sema Çelebi, seni çok yanlış tanımışım...

-