23 Temmuz 2009 Perşembe

Siz Ofise Tıkılmışken Sokakların Hakimleri


Çalışan insanlar ! Siz ofislere tıkılmış ve dış dünya ile tek iletişiminiz camdan bakmak ya da kapının önünde sigara içmek iken sokakların esas hakimleri kim biliyor musunuz ? Hafta içi mesela bir Salı ya da Perşembe günü, saat 11:00 ya da öğleden sonra 14:45 , bütün dünyanın sizin gibi ofiste olduğunu zannediyorsunuz biliyorum, ama çok yanılıyorsunuz. Gözlemlerime göre mesai saatlerinde sokakların hakimlerini şöyle ;


1- Ev kadınları = Yanlarında kendileri gibi bir tane daha kadın, ya da bir bebek arabası, yavaş ve telaşsız adımlarla ilerler. Ellerinde aksesuar olarak bir market torbası da bulunabilir. Telefonda konuşurken ya da yanlarındaki diğer evkadınıyla muhabbet ederken sesleri genelde yüksek çıkar. Alışveriş merkezlerinde bu türün bakıcılarıyla gezen daha zengin versiyonlarını görebilirsiniz.


2- Moto- kuryeler = Bu arkadaş bir kurye , kargocu, pizza dağıtıcısı ya da bilemiyorum heyecan arayan bir motosikletli olabilir. Tavsiyem uzak durulması, her köşeden fırlayan bu hızlı motosikletlere karşı dikkatli olunması


3- Zengin Çocuklar = 20 - 25- 30 ya da eşşek kadar 35 yaşında olabilirler. Bronz tenlerinden, güneş gözlüklerinden, ellerinden amaçsızca sallanan araba anahtarlarından tanıyabilirsiniz. Bildiğiniz tüm havalı - pahalı kafeleri gündüz saatlerinde bunlar doldururlar.


4- Emekliler = Fazla uzağa açılmayı genelde istemeyen bu grup mahallelerindeki küçük çaplı marketlerde sosyalleşirler ve market kartını ellerinde kredi kartı gücüyle taşırlar. Sevimlidirler, ellerinde ağır poşet varsa yardım edilesidirler.


5- Kapıcılar = Kimi zaman ellerinde 15 köpek gezdirmeye çalışırken, kimi zaman 50 ekmek apartmana ulaşmaya çalışırken rastlarız. Genelde mahallenin bakkalının önünde topluca otururlar ve emekli apartman yöneticisine görünmeden geyik yapmaya çalışırlar.


Aklıma gelenler bunlar. Sonuç olarak siz ofise tıkılıp kalmışken hayatınızın aşkı sokaklarda geziyor , sizi arıyor ve bulamıyor diye üzülmenin anlamı yok. O da bir ofiste muhtemelen

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Dünyanın Bütün Kiracıları Birleşin!


Önümüzdeki 1 ay içerisinde İstanbul'daki 7. evime taşınacağım. Son 6 yıldır oturduğum Gayrettepe / Mecidiyeköy'ün karmaşasını, hareketin hep burada olmasını, yürüme mesafesindeki alışveriş merkezlerini bırakıp gitmek zor olacak . Ama aynı yerde kalmanın imkansız olduğu bir dönüşüm noktasındayım, beni bekleyen hayat burada beni bulamayabilir.

Neyse normal insanlar gibi ev aramak yerine önce uzunca bir süre semt aradım. Anadolu Yakasında olması gereken bu semti bulmak ve içime sinmesini sağlamak pek de kolay olmadı. Bir kaç aday uzunca süre berabere gittiler, ve kazanan Erenköy oldu.

Erenköy'de baktığım evlerden birkaçı da aklıma yatmış durumda . Şu an yapmam gerekenler sadece;

- Hangi eve çıkacağıma karar vermek

- Mart ayına kadar kontratımızın devam ettiği şu anki evsahibimizle seviyeli bir ayrılık yaşamayı başarabilmek

- Bütün evi toplamayı, kolilemeyi, yeni evi temizlemeyi, sonra eşyaları taşımayı, yerleştirmeyi, ve bunları yaparken beni rahatsız etmemeyi başarabilecek birilerini bulmak.

- Yeni evin 6. katta olmasının asansöre binemeyen ben için ne gibi muhtemel zararları olur iyice düşünmek.


Şu kadarcık işi hallettikten sonra yeni bir eve taşınmış olacağım işte. Bana çok iş yokmuş gibi geldi...

Sıcakla Mücadele 1o1


Yanıyoruz ve de boğuluyoruz topluca. Bir böyle yapış yapış pis bir sıcak, insanı yaşamaktan bezdiriyor. Sıcak insnaı sinirli yapıyor, cinnetin eşiğine getiriyor. Ben kendi çapımda mücadele ediyorum efendim bu yaz, belki işinize yarar;


- Bol bol soğuk duş alıyoruz. Sonrasında saçlarımız uzunsa ıslak topuz yapıp efil efil geziyoruz, bir 15 dakika idare ediyor.


- Mümkünse klimalı ortamlarda bulunup bol bol su içerek klimanın bünyemizi kurutmasın a izin vermeden serinliyoruz.


- Klima yoksa, en yakın evkur benzeri garip dükkana gidip uydurmasyon bir vantilatör alıyoruz, ki 40 - 50 Tl' ye satılıyor bunlar.


- Soğuk su , meşrubat vs içince vücudumuzu ter basar . Bu gerçeği özümseyip çok soğuk su içmiyoruz, ya da harareti alsın die açık limonlu çaya abanıyoruz.


- Çok kötü sıcak basma anlarında buzdolabının kapısını açıp 10 dakika önünde duruyoruz. Çevre için berbat , kendimiz için güzel bir şey yapıyoruz.


- Daralmamak için olabildiğince geniş , sıkmayan , rahat kumşlardan yapılmış kıyafetler giyiyoruz.


- Gene çarpıntı ve daralma hissi olmaması ve kolay uyuyabilmek için kahve ve koladan olabildiğince uzak duruyoruz.


Ve son olarak, her ne yaparsak yapalım, sokakta minyatür pervanelerini suratımıza tutarak gezmiyoruz. Hiç bir sıcak buna değmez!

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Sigara da Onu Bırakabileceğime Hiç İnanmamıştı


Sigarayla 15 yaşında tanıştık. Samimi ve havalı bir arkadaş gibiydi. Onunla gizli gizli buluşuyor, sinirimi, isyanımı onunla paylaşıyordum. Çekmecelerimin arka cephelerini boş sigara paketlerinin kapladığı lise yılları bitip, üniversite için İstanbul'a gelince benim havalı dostum, yakamı bırakmayan sarsak bir arkadaşa dönüştü. Artık onu içmemi engelleyecek kimse yoktu, zaten zamanla anladım ki engellemeye kimsenin gücü de yetmeyecekti. Sabah sigara, yemekten sonra sigara, muhabbet ederken sigara, çayın kahvenin yanında sigara, sonracıma, ders çalışırken sigara, kavga ettikten sonra, ağladıktan sonra, biri bir dedikodu anlatırken sigara, yatmadan önce sigarası, uykum kaçtı sigarası...Ben artık iki kuruş öğrenci paramla sigaranın köpeğiydim. Beni bırakıp bir yere gitmeye niyeti yoktu. Ve gerçekten asi yada havalı değildik, sadece pis pis kokuyorduk artık.

Seneler geçti , okulu bitirip işe başladım, aşk acısı, kredi kartı borcu, yalnız yaşanan evde can sıkıntısı sadece sigara ve ben vardık. Çoğu zaman kendimi kandırırdım. Mesela ; Bırakmaya gerek yoktu azaltacaktım. Ya da bir gün nasılsa bırakacaktım . Sigarayı bırakınca kilo alıyordu insan değil mi, önce birkaç kilo vermeliydim. Bu bunalımlı dönemimde sigaraya nasıl elveda derdim ?

Tabii pek çok başarısız denemem de oldu. Sabahtan bırakıp akşama başlamam, hastalandığım birkaç gün bırakıp, hafta bitmeden tütmem gibi. Beynimde karar vermem yetmiyor muydu, karar veriyordum işte, daha ne yapmalıydım ki...Olmuyordu işte, değil sigarayı bırakmak , yatmadan önce evde sigara kalmamışsa uyumayı bile beceremiyor, bazen deli danalar gibi sokaklarda açık tekel arıyordum.. Zavallıydım ve elimden birşey gelmiyordu.

Uzun zaman sigaranın zararlarıyla ilgili yazılar okudum. Akciğer kanseri hastalarının ciğer filmlerine baktım. Kültablası yalamadım ama iğrenmek için kokladım. Sigarayı bırakacak iradeyi gösterirsem hayatımı değiştirecek iradeye de sahip olacağımı kendime söyledim durdum. Hastalık, nefessiz kalma , kanser, hepsiyle kendimi korkuttum ama işe yaramadı. Sonra bir gün birşey oldu ve sanırım benim için sigara ile ilişkimiz o anda değişti.

Ofiste 30 'lu yaşlarda bir kız işe başladı. Yaşında çok çok daha büyük gösteriyordu, özellikle göz kenarlarındaki kırışıklıklar bir zamanlar varolan gençliği yüzünden silip atmıştı. Ofisteki samimi arkadaşlarımdan biri kızla tanıştıktan sonra , "Sigara kadınları mahvediyor şekerim" dedi. Ben "Nasıl yani?" diye sorunca da, şöyle bir şey dedi "Etrafındaki 30 yaş üzeri kadınlara bak, sigara kullanıp kullanmadıklarını çok kolay anlarsın"

Sonra ben bir süre böyle duman avcısı gibi kadınların yaşını ve sigara içip içmediklerini tahmin etmeye başladım. Sonuç;

Onu bunu bilmem kardeşim, bir kadın 30 unun üzerindeyse ve sigara bağımlısıysa bunu kırışmış göz kenarlarından, dudağının kenarlarındaki buruşukluklardan , sarkmış yüz hatlarından anlayabilirsiniz ! İstediği kadar havalı endamlı, uzun boylu renkli gözlü olsun, yüzündeki kolajen denen maddeyi sigara yok ettiği için burun hatlarından öne doğru akan yanaklar bir anda sigara bağımlısı kadınlara 5 yaş birden ekleyiveriyor.

Sizin de basit gözlemlerle ulaşabileceğiniz hayatın bu şaşmaz ve acımasız kanunu , belki de sadece aptal bir kadın olduğum için , beni çok fena sarstı.

Önce sigaramı ince olanlarla değiştirdim, sonra anti - aging olsun diye sigaranın yanında bol vitaminli çaylar içmeye başladım, sonra sigara kokusundan rahatsız olmaya başladım. Sonra, ki o gün doğumgünümdü, kestiğimiz pastamla beraber son sigaramı içtim. Kolay olmayacağını biliyordum, ama beni çirkinleştirmesine izin vermeyecektim.

Sigarayı bıraktım diye bir cümleyi ilk bir ay kurmadım bile, kimse bilmiyordu, sigaraya çağıran iş arkadaşlarıma canımın istemediğini söylüyordum. Sevgilimin evde sigaradan bahsetmesini yasakladım. Bir süre uykularım kaçtı, soğuk soğuk terledim yatakta. Hatta bu ilk haftalardan birinde işyerinin büyük patronundan çok fena azar yedim ve ağlama krizlerine girdim. O anda bile bir sigara yakmadım, karşımda sigara içen kızın dumanını suratıma üflemesini istedim sadece. Sonra bir gün geldi, yanımda sigara içenlerden rahatsız olmaya , kokusundan tiksinmeye başladım. O anda anladım, geri döner miydim bilmiyordum , ama onu şimdilik çok fena terketmiştim.

Elimde sigara yerine meyveli çaylarla dolaştığım o ilk terkediş günlerinin üzerinden ikibuçuk sene geçti. Bazen rüyalarımda sigara içtiğimi görüyorum, bazen birisi karşımda içiyor ve canım çok fena çekiyor. Bazen yanımda sigara içen birisi geçiyor ve dumanını ciğerlerime çekince lisedeki sevgilimle karşılaşmış gibi buruk buruk gülümsüyorum. Evet bebeğim, belki de başlarım bilmiyorum , ama şimdilik hissettiğim bu kontrol ve irade gücünün hiç bir şeyle değişmesini istemediğim..

Sigara, lisemizin arka duvarı, ergenlik odamın penceresi, yurt günlerimin sabahlara kadar süren muhabbet geceleri, öğrenci evimin komunite günleri, hiç bitmeyecek zannettiğim acılar, üzüntüler... Biliyorum, sen de seni bırakabileceğime hiç inanmamıştın.

Doğrusu şu ki; ben de bu kadar güçlü olduğumu seni terkedebilince anladım.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Edecek İki Çift Lafım Var


Aynı haftada olmamıza rağmen bebeğinin tekmelerini hisseden kız, sözüm sana;

Fuck you ! Fuck you ! Fuck you!

Cuma akşamı misafirliğe gelen 2 buçuk yaşındaki küçük kız, gördüğüm en olgun ikibuçuksun. Oynadığın oyuncakları giderken toplamaya kalkman karşısında saygıyla eğiliyorum.

Cevahir AVM ; çok kalabalıksın.

Uyduruk marka diye bazılarının küçümsediği Tiffany; kocamın sığabildiği tişörtleri yaparak hayatımıza neşe getirdin. Bir de hepsinin üzerinde red fox yazmasa daha güzel olacaktı.

Badem sütü ; senden kısa sürede mucizeler ve 100 YTL'lik kremlerimden daha yüksek performans bekliyorum.

Maltepe Sahilyolu Koza Restorant ; düğünler sırasında garsonlarınıza sahip çıkın , bahşiş alacam diye utandırıcı tavırlar sergiliyorlar. Adamın yaptıklarından ben utandım o derece !

Evlenecek çiftler ; düğününüz güzel olsun istiyorsanız açık havada yapın kardeşim bu bir. Nikah şekerini kurabiye şeklinde yaptırmak hoş fikirmiş bu da iki.

Öss 'ye giren küçük kız kardeşim ; koy götüne gitsin, zaten herkesin sınavı berbat geçmiş.


Son olarak sevgili doktorum Aykan Bey, haber vermeden tatile çıkmak hoş bir davranış mı ? Sorarım sana yakıştı mı bu yaptığın ? Neyse gene de seni seviyoruz, çabuk dön.


Lav ya!

10 Haziran 2009 Çarşamba

Çok Param Olunca Yapacaklarım


- Çocukluğumuzdan beri filmlerde gördüğümüz o tropik adalardan birine gidip , 5 yıldızlı bir otelde, personelle kanka oluncaya, barmene "her zamankinden" diyinceye, sıkılıncaya kadar kalacağım.


- 50 sayfalık da olsa, içinde devamlı aynı cümlede yazsa, bir kitap bastırıp hayvani tanıtım, reklam, pr çalışmalarıyla çok satan kitap sahibi olacağım. İzdihamlı imza günleri düzenleyeceğim ve şehrin her tarafındaki billboardlara boğazlı siyah kazakla fotoğrafımı astıracağım.


-Sadece bahçesinde değil, içinde de havuzu olan bir villada oturacağım. Haberlerde görmüştüm mesela Tansu Çiller'in yalısı öyleydi, içinde havuzu vardı. Yoksa napıyım evin dışındaki havuzu , bu devirde toplu konutta otursan havuzu var zaten şekerim hahaha


- Hiç görmediğim bir ideali hayata geçireceğim, ferrari kullanan kadın olacağım.


- Servetimin önemli bölümünü insanların yiyip yiyip 2 gram bile almamasını sağlayan mucize ilacı araştıran bilimsel kuruluşlara bağışlayacağım.


- Bütün ailemi her canım istediğinde bir araya toplayacağım. Öyle bıybıy da yapamayacaklar dayıcam kapılarına özel jeti, vericem teşvik primini, 90 yaşındaki dedem bile yarım saatte İzmir'den gelir diye düşünüyorum.


- Sadece benim sevdiğim şeyleri satacak dükkanlar açacağım. İçinde benim sevdiğim pastalar, kekler, patates kızartmaları ne bileyim birtakım şeyler satılacak. Dükkan devamlı kar edecek , kimse almasa bile ben satın alıp bedava dağıtacağım onları.


Dinimiz amin!


29 Mayıs 2009 Cuma

Ne Kadar Güzel Olduğunuzun Farkında Mısınız ?


Tanıdığım tanımadığım o kadar çok insana sormak istiyorum ki bu soruyu. Hiç bir haltın farkında değiliz çünkü . Ne kadar önemli olduğumuzun, ne kadar değerli olduğumuzun, hiçbir şeyin farkında değiliz hem de.

Her köşebaşında mutsuz bir erkek var, her evin penceresinden umudu olmayan bir kız bakıyor. Tüm işyerleri kaderine mahkum insanlarla dolu. Herkes bir şeylerden şikayetçi, umutsuz, mutsuz. Hepimize birisi bir haksızlık yapmış .

Öyle yanlış, öyle yanılmışız ki.

Daha güzel, daha zayıf, daha güçlü, daha zengin olmak için o kadar istekliyiz ki...

Hey, sen !

Uzun zamandır mutsuz olan, kendini hiç sevmeyen, beğenmeyen, hep üstünde başkaları olduğuna inanan. Bir gün gerçekleşecek hayallerim diye düşünen.

Eşsiz olduğunun farkında mısın? Senden bir tane daha yok. Tüm dünya birleşsek bir sen olamayız. Aynaya bak ,gözlerinin içine doğru eğil. Ne görüyorsan tüm sahip olduğun o kabuk. Ve o kabuk sadece içindekileri taşısın diye sana verilmiş .

Güzel dostum.

Ne kadar güzel olduğunun farkında mısın ?

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Bugün Paramı Neye Harcasam?


Bu akşamüstü paramı harcayabileceğim birkaç seçenek var. Onlar da ;


- Star Trek filmine gitmek ve Sylar'ın kulakları eşek kulakları diye neşeyle çığlık atmak

- Cevahir'de dolaşıp kendime iki üst baş almak

- Akşama güzel bir yemek hazırlamak için Migros'a gitmek ve delicesine alışveriş yapmak. Sonrada bütün gün onları pişirmek .

- Arabayı yıkatmaya ve benzin almaya götürerek kocama sürpriz yapmak. Bu çok saçma oldu .

- Kuaföre gidip kendimi bakıma sokarak kocama sürpriz yapmak. Bu o kadar da saçma olmadı.

- Doğumgünü geçen iki arkadaşımın da aylardır almadığım hediyelerini bugün alıp sürpriz yapmak. Bu daha da saçma oldu.

- Virgül, Karakalem, Altyazı bilmemne bilumum entelijans dergileri toparlayıp sağlam para vermek.


Evet hayatımın şu noktasında paramla yapacak başka birşeyim yok. Para dediğin nedir değil mi...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Beşiktaş vs Galatasaray


Maç yazısı yazacak halim yok tabii ki anlamam etmem. Başka bişeyden bahsedeceğim.


Pazar günü Beşiktaş çarşısındaydım, maçla filan zerre alakası olmayan sebeplerle. Maç olduğunu bilem unutmuşum hatta, öyle gezerim pasajları filan diye düşünmüştüm. Aaa bir de ne göreyim siyah - beyazlı adamlar- kadınlar , kalabalık , kıyamet. 2 saat filan oradaydım. İlk defa Beşiktaş taraftarını televizyon haberlerinin dışında gözlemlemiş oldum hatta. Şimdi , yaklaşık 6 senedir, Galatasaray Ali Sami Yen stadı'nın tam arkasında bir apartmanda yaşayan ve her maç, özellikle derbi zamanı yeterince Galatasaray taraftarı da gözlemlemiş bir insan olarak bir taraftar karşılaştırması yapacağım. Bu arada Galatasarylı ya da Beşiktaşlı değilim yani hatta ben ne anlarım ulan futboldan hahaha


- Beşiktaş taraftarlarının arasında daha fazla genç kız - kadın vardı. Galatasaray taraftarlarının arasında da kızları görsek de, Beşiktaş'ın bu açıdan daha modern bir manzara sergilediğini söylemeden geçemeyeceğim.

- Galatasaray taraftarı süsüne püsüne, giysisine , formasına daha çok özen gösterir . Beşiktaş taraftarının da formalar, siyah - beyazlar tamamdı ama şöyle bir yüzünü veya saçını boyayan çılgınlar ordusu göremedik.

- Beşiktaşlılar'ın sloganları , şarkıları daha güzel demeyeyim de daha yaratıcı sanki.

- Şimdi tamamen bireysel gözleme dayanan bir saptama yazacağım. Bilenler bilir, Ortaklar Carrefour'un arka kapısına toplaşır Galatasaray taraftarı , öyle maç başlayana kadar. O yoldan geçerken tek başınızaysanız laf eden bir densiz mutlaka çıkar. Dün Beşiktaş'ta ellerinde bira şişeleriyle bağıra çağıra geçen sürü halinde taraftarlar vardı ama ben bir laf atma veya taciz gözlemlemedim. Kadın olarak tedirginlik veren bir atmosfer yoktu.

- Galatasaray maç sonrası da öncesi de, kazansa da kaybetse bir sinirlidir böyle,hafif agresiftir. Çarşı herşeye karşı güya ama cafelerde dönercilerde oturan gülen eğlenen tipler gördük biz hep.

- Beşiktaş taraftarının sokaklardaki yaş ortalaması daha küçük.

- Galatasaray taraftarı daha kalabalık gruplar halinde dolaşıyor veya öbekleşiyor.


Takım tutmaktan , futboldan anlamayan bir insanın tesadüfi sosyal gözlemlerini okudunuz. Bence dostluk kazansın.

22 Mayıs 2009 Cuma

Pikniklemek


Havaların ısınmasıyla beraber , babalarının ellerinden tutarak dağa bayıra yayıldıkları piknik konseptini yeniden yaratmak isteyen adamlar öncülüğünde canlanan piknik kavramı sayesinde, başınızı çevirdiğiniz her yeşillikte yayılmış aileler görebilirsiniz. Şahsen toplum baskısına uyarak katıldığım böyle bir piknik aktivitesinde geçen haftasonu yaşadıklarımdan yola çıkarak, sizlere faydalı olabileceğini düşündüğüm birtakım uyarılarda bulunmak isterim ;


1 - Piknik, evde yapılan börek, kek, kısır ne bileyim bilumum evkadını yiyeceğinin hazırlanması, etlerin yanına garnitür olarak sunulması esasına dayanır. Şahsen ben babalarımızın piknik öncesi Migros'a girip sadece 10 kilo et alarak bir bilinmeze yol açtıklarını zannetmiyorum. Gerekli hazırlık süreci önceden yapılmaz ve tüm gerekenler Migros'a girmiş 3 erkek çocuğuna bırakılırsa bizim gibi boğazda yemek parasına kıytırık bir piknik yapabilirsiniz.

2- Piknik yeri, en önemli ayrıntılardandır. Yola çıkalım nasılsa yer buluruz zihniyeti, özellikle güneşli bir günde İstanbul şehrinde bir avuç kalan yeşillikler için geçerli olmaz. Pikniğin ilk 3 saati arabada geçer, üzülürsünüz.

3- Piknik aktivitesinin en stratejik adamı olan mangal yakıcısı iyi seçilmeli, özgeçmişi iyice incelenmeli, gerekirse sözlü mülakata alınmalı ve kendisinden daha önceki mangal yakma eylemlerine dair sağlam referanslar istenmeli. Bizim mangalımızda olduğu gibi birbirini iterek "Yapamıosun oğluuumm" şeklinde bağırışan erkekler, açlıktan ilk bir saat turşu ve ekmek yemenize sebep olabilir. Hele ki, yan masalardan bir mangalcı amcanın olaya salça olması aşaması var ki, o konudan hiç bahsetmek istemiyorum.

4- Piknik , kene, börtü, böcek gibi konuları açmak ve bu konularda espri yapmak için doğru vyer değildir.

5- Alerjisi olan ve bu mevsim hiç hapşurmadığı için kendi kendine aptalca sevinen alerjikler . Böyle bir yerde herkese salyalarınızı saçarak hapşurabileceğinizi ve bu hapşuruk - burun tıkanıklığı - nefes alamama krizinin 3 gün sürebileceğini göz önünde bulundurun ve sorun kendiniz "Değer mi?" Değmezmiş anasını satayım hala hapşuruyorum.

6- Piknik alanında etleri yedikten ve bir fıçı birayı içtikten sonra siz yayılırken oğlanların yapabilecekleri bir aktivite önceden hazır edilmiş olmalı. Misal bir top, bir ip, bir uçurtma ne bileyim. 30 yaşında adamları eğlendirmek zorundasınız ve bu çok büyük bir baskı!

7- Son olarak, dönüşte arabaları sürecek alkol almamış birileri olmalı. Hala diğer arabadakilerden haber alamıyoruz, endişeliyiz.

15 Mayıs 2009 Cuma

Ordinary weekend


Bu haftasonu yapılacaklar listem;


1- Cumartesi karşıdan ev bakılacak. Sahrayıcedit, İçerenköy, Cadde kenarları, Üsküdar.

Sizden bıktım Ataşehir ve Çekmeköy, buralara bakıciim bu haftasonu

2- Eurovision ve Lost'un final bölümü bilumum abur cubur eşliğinde seyredilecek. Hadise'yi destekliyorum, Benjo'dan tırsıyorum.

3- Pazar günü kızlarla buluşup yeni yavrulayan arkadaş ziyarete gidilecek. Böyle planlar yapıyorum, ama Pazarları evden çıkmak istemiyorum.

4- Beşiktaş ve Taksim'de pasajlar gezilecek. Kendime güzel şeyler alacağım , hem de ucuz şeyler alacağım, kendime evet kendi kendime

5- Şu Elif Şafak'ın kitabı bitsin artık.

12 Mayıs 2009 Salı

Nisan Mayıs ayları titrer gönül yayları


"Yehuu tepitepiteyyy" bağırışları duyuyorum her taraftan. Havaların ısınmasıyla beraber herşey güzel olacak hissi herkesi hakimiyeti altına almış durumda . Hepimiz Bodrum'da bir yaz sezonu geçirecekmişcesine, hatta Mikanos'ta çılgın partilerde dağıtacakmışcasına hevesliyiz. Klimasız evlerimizi ve trafikte belediye otobüslerini düşünen yok tabi. Neyse düşünmeyin de zaten. Buyrun baharın gelmesiyle yapılacaklar listesine


1- Televizyonun karşısından kalkın ve spor yapmaya başlayın. Kalkamıyorsanız Ebru Şallı'yı açın bari o sizi motive eder.


2- Rejim değil sağlıklı beslenme diye düşünün ve cipsleri çikolatları uzaklaştırın.


3- Alışveriş merkezlerinin hakimiyetini klimasız yolda yürünmeyecek ileriki aylara kadar dondurun ve kendinizi boğaza, denize, bir su birikintisinin kenarına atın. Esen taze bahar havası hücrelerinizi yenileyecek.


4- Tüm sevdiğimiz markaların bahar / yaz sezonları bir süredir mağazalarda arzı endam etmekte malumunuz. Sakın iki havalar ısındı diye ilk indirimine bile girmemiş askılı bluzları toparlamayın. Geçen yazdan kalanlar bir ay daha idare etsin bakalım, yoksa aldığınızın yarı fiyatına aynı mağazadan kamyon kaldıran ablaları görüp üzülürsünüz.


5- Ayak ve el bakımı yapmak için kendinize zaman ayırın. Kimse ilk açık ayakkabı giydiğiniz gün size " zamanı yokmuş kızcağızın "diyerek anlayış göstermek zorunda değil . Pedikürsüz ayakların affı yok!


6- Çoğumuzun koskoca 3 ay boyunca tatil yapamayacağı ve tüm senenin stresini 15 günlükcük kısacık bir sürede atmaya çalışacağı malum ama tatil yapmak kadar eğlenceli bir diğer şey de tatili planlamak ! Nereye, ne zaman, kimlerle gidilecek, hangi otelde kalınacak vs.. daha bir çok ayrıntılı tatil planı yapmak , erken rezervasyon günlerinde oldukça eğlenceli.


Eh şimdilik aklıma gelenler bunlar, başka fikri olan varsa bekliyorum :)