11 Ocak 2010 Pazartesi

Off Çok İşim Var


Bu aralar her şey çok karışık.


Kuaföre gitmem fön çektirip manikür yaptırmam lazım. Şu çekmeköy'deki evi alıp almayacağımıza karar vermemiz lazım. Alacaksak taşınmak için hazırlıklara başlamak lazım. bebeğin üzerine hiç bir şey olmuyor danacasına büyüdü, ona yeni giysiler almam lazım. Kendime de bir kaç şey almam lazım. Ajanslardan biriyle randevu ayarlayıp yardımcı seçmemiz lazım, kadının yatılı mı gündüzlü mü olacağına karar vermemiz lazım. Bu bağlamda eve kamera almam lazım.

Sonracııma bir ara İzmir'e gidip gelmem lazım. Bebik ziyaretine arkadaşımın evine gitmemiz lazım. Aylardır aramadığım ve sıranın bende olduğu arkadaşlarımı aramam lazım. Banka kartımın yenisini bankadan istemem lazım.

Daha aklıma gelmeyen neler yapmam lazım kimbilir.

Sanırım önce iyi bir plan yapmam lazım

10 Ocak 2010 Pazar

Gelecğini Merak Edenlere


Hepimiz çılgınca geleceğimizi merak ediyoruz değil mi? Ne olacak, ne getirecek , beni bekleyen nasıl bir gelecek ? Hatta yaşamayı geleceğe ertelemeye kadar yanılıyoruz bazen, "şimdi"den vazgeçip gelecek güzel günlerin hayaliyle yaşıyoruz. Bu yoldaki en büyük yardımcılarımız da fallar, burçlar, dibinde telve kalmış kahveler ve bir masaya dağılmış tarot kartları. Bunların cazibesine hayatının bir döneminde de olsa kapılmamış bir kadın düşünemiyorum.


Benim şahsi fikrim bir klasikten yana bu konuda ; fala inanma , falsız da kalma. Buradan yola çıkıp size yorumları oldukça doğru çıkan bir siteyi önermek istiyorum. Susan Miller'ın yazdığı http://www.astrologyzone.com/

Sitede her ay için burçlara özel uzun uzun yorumlar var. Kadının anlatış şekli de hayli bilimselimsi. Mesela diyor ki bu ay şu şu tarihlerde bilmemne gezegeni seni sinirli yapacak sevgilinle kavga etme, efendim şu tarihte falanfilan açısı sana para getirecek, zam isteyeceksen o gün iste.

Neyse, ben siteyi bayağı eğlenceli buldum. Site ingilizce ama ingilizceniz yoksa google translate ya da yardımsever bir ingilizin çevirmenliğiyle okuyabilirsiniz sanırım. Özellikle burçları uzun uzun yorumladıktan sonra sonlara eklediği özet kısımları hoşuma gitti.

He, üşeniyorsanız , hep beraber ayın 15'ini bekleyelim, aynı zamanda doğumgünüm olan bugünde, Susan'cığımın dediğine göre biz Oğlaklar için çok önemli dönüm noktaları olacakmış. Doğru çıkarsa sizden saklayacak değilim :)

9 Ocak 2010 Cumartesi

Bunları Çok Özledim


Bu aralar fazla dışarı çıkamıyorum. Dışarı kavramım, bebekle beraber ev ziyaretlerine ve ev bakmaya gitmekle sınırlı. E zaten hamileliğimin son dönemlerinde dombililikten adım atamıyordum. Sonuç olarak, bayağıdır gözümde tüten , hasret kaldığım yerler ve yapmak istediklerim var İstanbul'da. Aşağıda listesini sunuyorum bunların efendim, buralara giderseniz benim yerime de temiz havayı çekin içinize. Şu düzenimi bi oturtayım hepsini teker teker tavaf edicem valla buraların :)


1- Boğaza nazır bir kahvaltı , mümkünse Yeniköy'de, ya da Sarıyer'de

2- Beyoğlu'na gitmek, pasajlardan çılgınca alışveriş yapmak, Cihangir'in üstünden boğazı gören bir terasta bir bira içip eve dönmek.

3- Beşiktaş'ta gene pasajlardan çılgınca alışveriş yapmak ve dönmeden Biraver 'de bira içip kızartma tabağı yemek.

4- Cadde'de boş boş turlamak, mağazalara girip çıkmak, dönmeden sakin bir pastanede oturup bir çay içmek.

5- Ortaköy'e bir haftaiçi akşamı gitmek, sakin sokaklarında dolaşmak, bir kumpir yemek.

6- İstinyepark'ta sinemaya gitmek, sinema katından donmuş yoğurt almak.

7- Nişantaşı'nda vitrinlere bakmak, camiye doğru bir yerlerde oturup bir kahve içmek.


Siz de rahat rahat dışarı çıkıp kafanıza eseni yapabiliyorsanız, şükredin bir zahmet!

8 Ocak 2010 Cuma

Ho'oponopono Yöntemi


Son günlerde tesadüf eseri birkaç arkadaşımdan birden duyduğum bir yöntem Ho'oponopono. Tabi eğer tesadüf diye bir şeye inanıyorsanız :)


Bu inanışa göre, her insan kendi evreninden sorumlu, onun dünyasını etkileyebilen tek güç kendisi ve diğerleri sadece birer figüran. Tüm kontrolün , dünyadaki savaşların ve açlığın dahi kontrolünün sizin elinizde olduğunu savunan çılgın bir görüş bu.


Hawai dilinden gelen Ho'oponopono yöntemine göre , kendimizi iyileştirerek çevremizde kötü giden her şeyi düzeltebiliriz. Basitçe bu iyileştirme işlemi için de, kendimize sürekli aşağıdaki cümleleri söylemeliymişiz;


Seni seviyorum ,

Teşekkür ederim ,

Beni affet,

Özür dilerim.


Bana ilginç gelen Ho'oponopono ile ilgili ansiklopedik bilgiye şuradan ;


Bu yöntemi uygulayarak yaşadıkları deneyimleri paylaşan insanları da buradan okuyabilirsiniz ;



30'unu Geçen Kadın Artık Bir Teyze Midir ?


30'uma girmeme sayılı günler kalmışken, 30 yaşını geçmiş kadının güzel olmayacağını düşünen tüm saftiriklere aşağıdaki listeyi sunuyorum efendim. Bu kadınlar mı güzel değil çekici değil. Hain düşmanlar alın size bomba ;


cameron diaz( 37 yaşında)ali larter( 33 yaşında )eva mendes ( 35 yaşında) eva longoria parker ( 34 yaşında)angelina jolie ( 34 yaşında) katherine heigl ( 31 yaşında)carmen electra ( 37 yaşında )rebecca romijn ( 37 yaşında )roselyn sanchez ( 37 yaşında)jennifer garner ( 37 yaşında )jaime king ( 30 yaşında)shakira ( 32 yaşında )charlize theron( 34 yaşında )evangeline lilly( 30 yaşında )gwen stefani( 40 yaşında )gwyneth paltrow( 37 yaşında )melissa theuriau ( 31 yaşında )heidi klum ( 36 yaşında )jenna jameson( 35 yaşında ) laetitia casta ( 31 yaşında ) penelope cruz ( 35 yaşında )banu güven ( 40 yaşında )nurgül yeşilçay ( 33 yaşında)özgü namal ( 31 yaşında )nil karaibrahimgil( 33 yaşında)burcu esmersoy ( 33 yaşında )ayşe hatun önal( 31 yaşında )deniz akkaya ( 32 yaşında )çağla şıkel ( 30 yaşında )arzum onan( 36 yaşında )


Noolduuuu?
30'umda daha bir güzel daha bir fıstık olacağım o kadar !


7 Ocak 2010 Perşembe

Küçük Bir Ricam Var


Evet biliyorum burası yağmurlu sabahları sevenler kulübü. Ben ve yağmurlu sabahları seven bi sürü insan ( biliyorum oradasınız :) yağmur sesiyle uyuyup uyanmaya, pencereye yağmurun vurmasına, dışarıda yağmur yağarken evde oturup battaniye - sıcak içecek- film üçlüsüne takılmaya bayılıyoruz. Ama şimdi ben başka bir şey isteyeceğim. Küçük bir ricam var.


Artık kar yağsın yahu! Evet ben de dışarıda kalan, evini ısıtamayan binlerce insan olduğunu biliyorum. Ama napiim eskiden beri hayatın acı gerçeklerinden kaçıp hayal dünyasına sığınan bir delüyüm ben . Bir geceliğine, hatta soğuk havayı ve mikropları kırarak ( öyle der ya büyükler hep) , şöyle insanı doyurana, hatta ertesi sabah insanların işini okulunu tatil edene kadar kar yağsın istiyorum artık. Öğlene kadar erisin isterse, ama koca kış da karsız geçmesin yahu.


Kar yağdığında bütün dünya dilsiz - sessiz oluyor ya. O sessizlikte tek başıma sokağa çıkacağım. Mümkünse hava da kararmış olsun. Kar taneleri yavaş yavaş süzülsün şöyle. Azıcık bile rüzgar esmesin. Karların altında dolaşayım ve sonra eve döneyim. Karlar süzülürken ağır çekimde, dönecek bir evim olduğu için şükredeyim. Cenneti ucundan öyle görünsün


Ne biçim kadınım ben di mi , kafayı hava durumuna takmış...

Deniz Mahsüllü Makarna


Biraz değişik ama gene de kolay yapılan bir şey yemek isterseniz ;


Marketten bir kutu donmuş karides ve bir kutu donmuş kalamar alıyoruz. Bu donmuş arkadaşları sıcak su dolu bir kaba boşaltıyoruz. Bu arada su kaynatıp bir paket makarna haşlıyoruz. Makarnaların deniz kabuğu şekillisi çok hoş duruyor bu karışımda. Makarnayı süzgeçe alıp tencereye bir kutu hazır kremayı ve sıcak suda iyice çözünmüş olan kalamar ve karidesleri atıyoruz. Biraz kremada pişerken tuzunu, ne biliyim keyfinize göre baharatını ( ben nane attım) , evde varsa maydanozunu fln katgıyoruz. Ve en sonunda makarnayı da ekleyip bir güzel karıştırıyoruz .

Tataaa... hem havalı hem tadı güzel bir makarna oluyor.

Bu arada dün akşam yaptığım bu makarnaya kaşar eklemediğim için pişmanım, bir dahaki sefere mutlaka kaşar da ekleyeceğim.

Afiyet olsun

6 Ocak 2010 Çarşamba

İyi Geliyor


Hayatımın bu döneminde basit şeylerden dünyanın en büyük hazlarını alıyorum. Sanırım bu kadar koşuşturmacanın ve sorumluluğun arasında insan kendine iyi gelen şeylerin değerini biliyor. İşte son zamanlarda bana en iyi gelen şeyler ;


- Kafeinsiz nescafe

- Dan Brown'n son kitabı Kayıp Sembol

- Pencerenin kenarında duran ve ışıkları yanıp sönen yılbaşı ağacı

- Topuklu ayakkabı giymek ( şükür kavuşturana ! )

- Erişte( mümkünse beyaz peynirli)

- Dondurulmuş karides ve kalamar

- Cuma akşamları

- Çorba yapıp içmek

- Araba kullanmak

- İzmirle telefonda konuşmak

- Bebeğin gaz çıkarması

Bunların hepsini kapsayan küme olarak da, iki erkeğimin de yanımda olması.

Bence siz de kendi listenizi yapın, insan bazen listelemeden ne kadar çok şeyin ona iyi geldiğini, mutluluk verdiğini gözden kaçırabiliyor.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Yeni Yılın İlk Günü


Yılbaşında aylardan sonra ilk kez içtiğim iki kadeh şarap beni çam ağacından aşağıya düşmüş bir hale getirdi. Zaten normalde de alkole dayanıksızımdır, ama bu uzun aradan sonra içince iyice şapşala döndüm. Bebek erken uyuduğu için yeni yıla biz iki sefil yılbaşı ağacımızın ışıklarıyla aydınlanmaya çalışan karanlık salonda şarap içerek girdik. Bir an şöyle etrafıma baktım , hayal ettiğim çoğu şeye sahip olduğumu düşündüm ve şükrettim. Yılbaşı şükretmek için güzel bir fırsat.

2010'un ilk sabahı, bence doktoru tarafından haince 1 Ocak sabahı sezaryen olmaya ikna edilen kankamın doğumu için Acıbadem Maslak Hastanesi 'ne gittim. Yeni yıl'a egzantrik bir başlangıç oldu. Doğum stresi içindeki Ailenin yanında hazır bulundum, anneyi rahatlattım, aile büyüklerine şımarıkça kendi bebeğimin fotosunu göstererek dikkatlerini dağıttım, bahşiş zarflarını dağıttım, bol bol foto çektim ve bebeğin yanında bol bol poz verdim. Sonuç olarak, dünya nüfusuna pembe yanaklı bir kız bebek daha katılmış oldu.

Küçük kankalık grubumuzun 10 yıllık diğer üyesi Ayşe, çalıştığı için saat 4'e doğru gelebildi hastaneye. O gelince nöbeti devredip eve , erkeklerime dönme zamanının geldiğine karar verdim.

Evde beni babasının beslemeye üşendiği bayık bir bebek ve çamaşır- bulaşık makinalarını boşaltmadan, sabah söylediğimiz poğaçaları yiyerek 6 saat geçirmiş bir koca karşıladı. Aile olmak eskiden ne kadar korkutucuysa, şimdi bir o kadar güzel diye düşündüm.

Her şey zamanı gelince güzel hatta.

30 Aralık 2009 Çarşamba

2010 Kırmızı Don


Yarın akşam bir seneyi daha çöpe atıp yenisini karşılayacağız. Geri saymanın ,yılbaşı ağacının, yeni takvimlerin, kırmızı donların ve hediye paketlerinin zamanı yaşanıyor, cuma sabahına geçecek hepsi. Geçmeden tadını çıkarmak lazım, biraz romantik bir yaklaşım olsa da, iyi değerlendip şükretmek , hayal kurmak ve umut etmek lazım. Yarın akşamın bir başlangıç fırsatı verdiğini gözden kaçırmamak lazım.

2010' dan çılgın şeyler bekliyorum ve uzuuun bir yapılacaklar listem var. Yaptıkça "tik" atacağım. Saçma olsa bile 2010'dan beklediğim her şeyi yazdım, herkese de tavsiye ediyorum, Biraz da biz sipariş verelim kadere di mi ama?

Yılbaşı akşamını nasıl geçireceğim konusunda ise çok heyecanlıyım. Uzun zamandır ( 10 ay kadar) alkol sürmedim ağzıma, yarın akşam bir kadeh şarap içeceğim.

Bir de doğum için ala ala 1 Ocak tarihini almış en samimi arkadaşım durumu var. Yani 2010'un ilk sabahı özgünceğizimin başucunda doğumunu bekleyeceğim.

Öyle ya da böyle, ne demiş bir büyük türk düşünürü; " Gidene bay bay, gelene hay hay."

Hoşgeldin 2010 ! Eli boş gelme 2010!

28 Aralık 2009 Pazartesi

Güven Meselesi : Bakıcı


Hayatınızda kaç kere banka kartınızı şifresiyle beraber akrabanız olmayan birine verdiniz? Kaç kişiye evinizin anahtarını verip tatile çıktınız? Sevgilinizi gözü kapalı emanet edebileceğiniz kaç karşı cins tanıyorsunuz?

Çok değer verdiğiniz bir şeyleri gözü kapalı başkasına emanet etmek çok zor değil mi? Ben bu yukarıda yazdıklarımı solda sıfır bırakacak bir güven testine girdim çok yakın zamanda. Ve anladım ki "güven" derin bir mesele

Bebek geldiğinden ve beyaz saçlı aile üyeleri evimiz topraklarını terk etttiğinden beri, yani 40'ım çıktığından beri, evimizi minik efendi'nin ( bebeğin) hüküm sürdüğü bir krallık olarak düşüne bilirsiniz. Ben bu süreçte onun sadık hizmetkarı olarak hizmette kusur etmemeye ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Günler bu şekilde geçerken bir yardımcı olsa evimizde diye düşündük, pazar günü , tanıdığımız birinin aracılığıyla bir hanımla görüştük. Konuşması, ailesi çok düzgün görünen kadıncağız kendini anlatırken ben kafamda psikopat gibi izlediğim bilumu csi lardan senaryolar döndürüyordum. Kadın aklımdan geçenleri bilse şaşkına dönerdi sanırım. Ya şöyle, ya böyle diye içim içimi yerken, kadıncağız daha önce çalıştığı yerleri, çocukları ne kadar sevdiğini filan anlatıyordu. İçimi büyük bir sıkıntı kapladı. Teşekkür edip haberdar edecğiz sizi diyerek kadını yolladık.

Kapı kapanınca kocamla birbirimize baktık. Suratımı okudu, mutlu olacağını sanmıştım dedi.

Bilumum bahaneler uydurudm, kadınla, kendimle, bebekle ilgili, bu işin olmayacağına ikna ettim kendimi. Bahanelerimin hepsi yalandı, başka birine canımı bırakmak , nasıl olacakta olacaktı ?

Sonuç; şimdilik rafa kaldırıyorum bu yardımcı/ bakıcı işini. Sanırım önce kafamda çözmem gerekiyor.

Bunu okuyanlar arasında çocuğunu , evini bir yardımcıyla paylaşan varsa bana yazar mı lütfen? Nasıl oluyor da oluyor, güven yoktan nasıl var oluyor?

17 Kasım 2009 Salı

Yeni Doğum Yapmış Kadın


Olanlar Bitenler..


- Bugün bebeğim 13 günlük, nasıl geçti , daha dün doğuma girmiyor muydum, kendim de inanamıyorum. Bebek zamanı birden hızlandırdı. Ve zaman birbirimize bakarak geçiyor sanki..

- Genel anestezi zannettiğimden daha kolaydı, herkese gülümseyerek girdim ve çıktım doğumdan. Sezaryan zannettiğimden daha zormuş ilk günler hareket edememek beni mahfetti. Daha yeni kendime geliyorum diyebilirim. Açıkçası, sezaryanın böyle detaylı zahmetli olduğunu bilseydim normal doğuma daha sıcak bakardım.

- Bebek ve bakımı ile ilgili ağzı olan konuşuyor anasını satıyım. Gene de hanımlığımı bozmıyım diyorum..

- Bunalım ya da depresyonla alakalı bir şey olmadı. Aksine, kendimi aşık olmuş gibi hissediyorum. Sanki kocamla yeni tanıştım yeni aşık oldum, mevsim bahar, ne biliim garip bir kapı açıldı sanki anlatamıyorum.

-Evet bebek doğuracaklara hep dendiği gibi uykusuz kalıyorum , açıkcası hiç de koymuyor .Uykusuz kaldım diye yırtınan karılar, ne tatlı canınız varmış bea..

- O bir memebaz ve ben de onun şahsi ineğiyim.
Not= İyi dilekleri için herkese teşekkür ederim..